10 Ağu 2012

Backpackers..


 Bodrum'da ikinci günüm.. Kahvaltının ardından Datça feribotu için bilet aldım.. Sezonda her gün, günde üç sefer var.. 

 Hava anormal sıcak.. Hostelin terasında gölgede oturmak hiç serinletmedi.. Akşamüstü bisikletle bodrumun dar sokaklarına daldım, ardından merkezdeki halk plajına indim.. Plajın çoğu işletmeler tarafından kapatılmış ama hostelden plaja direk inen yoldan plaja girince kurtarılmış bir bölüm var ve hosteldekiler hep orda..  Malum biz paramızı gezmeye harcamak isteyen insanlarız.. Şezlonga, şemsiyeye ekstradan para veremeyiz, hele Bodrum gibi gereksiz pahalı bir yerde.. 

 Hostele bir gelen 2 günden fazla durmuyor.. Akşam plajdan döndüğümde yine farklı bir kadro vardı terasta.. Duş alıp aralarına katıldım.. Akşam yemeğine hep beraber çıktık.. Kadro şöyle: 5 İtalyan, 2 Alman, 1 Rumen bir de ben.. Sonradan hostelimizin 3 çılgın Hollandalı kızı da aramıza katıldı.. Ayrıca akşam saatlerinde hostele gelen Avustralyalı, Brezilyalı ve yine Koreliler vardı.. Son derece uluslararası yani.. 

 Yemekten sonra hostelin giriş katındaki barda birer içki içtik.. Sonra iskambil kartlarıyla oynanan içki oyunlarından birini oynadık.. Hiç kimsenin ana dilinin İngilizce olmaması kesinlikle sorun olmuyor.. Çok eğlendik.. Ardından Bodrum geceleri.. Önce girişinde 'Meyhaneler Sokağı' tabelası olan ama tüm mekanlarda sadece tekila shot verilen sokaklara daldık.. Masaların üzerinde dans etmeyeni dövüyorlar.. 'Godfather serisini defalarca izledim, benden böyle birşey beklemeyin..' dedim, beni en iyi İtalyan adamlar anladı.. 

 Oradan 'Barlar Sokağı' denen yere yollandık.. Her yer birbirinin aynı.. Herkes aynı.. Gruptaki neredeyse herkes ortamdan çok sıkıldı.. Hollandalı çılgınlar hariç.. Onlar zaten pet şişeden birşey içiyorlardı.. Pek takip edemedik kendilerini.. Bir ara biri polisin kaskını takmaya çalışıyordu.. 

 Gruptaki tek Alman erkek Uwe benim de eskiden yaptığım iş olan maç analiziyle uğraşıyormuş.. İsmini hatırlamadığım (edit : Desiree) Alman ufak tefek kemik çerçeveli gözlüklü kız çok iyi İngilizce konuşuyordu ve Vedat Özdemiroğlu gibi çok komik tespitler yapıyordu.. İtalyan erkeklerden ikisi Türk'e benzedikleri için üçümüz yan yana oturduğumuzda 'Turkish Team' diye fotoğrafımızı çektiler.. Ülkesinin durumundan çok rahatsız olan ve İsviçre'ye yerleşip pazarlama okuyan Rumen kız çok narsistti ve bundan memnundu.. Üzerine '96 İngiltere milli takımı forması giyen ve tipik İngiliz gibi gözüken (sarı saç, renkli göz) Pietro aslında İtalyandı ve benim buna inanmam biraz uzun sürdü..

 Hostel hayatı çok keyifliymiş.. Aynı kafalarda yepyeni insanlar.. Herkes gezmek, öğrenmek, keşfetmek peşinde.. Ucuza kalıyorsunuz, yeni insanlarla yeni şeyler paylaşıyorsunuz, yol hikayeleri dinleyip yeni yolculuk planları için birbirinize fikir ve ilham veriyorsunuz.. Herkes kendi yolunda.. Ertesi gün grubun neredeyse tamamı hostelden ayrılmıştı..

Hiç yorum yok: