4 Ağu 2012

7. Gün Yılmaz'ın yeri - Kuşadası..


O küçük koy - Efes - Kuşadası 40 km..


 Yaklaşık 1,5 saatte geceyi geçirdiğim koydan Selçuk-Efes kavşağına kadar geldim.. Virajlı ve iniş çıkışlı tepelerden Küçük Menderes havzasına indim ve düzlükte pedal çevirmenin keyfini tekrar yaşadım.. 

 Selçuk - Efes yol ayrımında Kemal'in yeri var.. Ağaçlar altında çay, gözleme, buz ayran (bardaklar daha büyük olmalı).. Bir de adını yazmamı istemeyen, son zamanlarda gördüğüm en hayat dolu kadın.. Hikayeye gel şimdi, sözü ona bırakıyorum : 

'' Benim yaşım 45, baştan onu bi söyliim.. Bir yıl öncesine kadar hayatımda hiç bisiklete binmemiştim.. Annemlerin durumu iyi değildi alamadılar.. Ama geçen sene Zirve Dağcılıktan arkadaşlarla tanıştım.. Bisiklet turu yapıyorlardı.. Bir saatte düşe kalka öğrendim.. Şimdi her yere bisikletle gidiyorum.. Günde 20 km bile yapıyorum.. 
 Selçuk'ta doğdum büyüdüm, 20 yıl pansiyon işlettim, şimdi emekli oldum.. Burası da kardeşimin, eleman kaçtı ben yardıma geldim.. Dur diğer müşterilere bakiim, yoksa patron kızar, sonra gelicem yine sohbet etmeye..
 Kardeşim Avustralya'da yaşıyor.. Geçende onun yanına gittim, 4 ay kaldım.. Eylül'de yine gidicem.. Buraya çok yabancı geliyor tabii, onlarla konuşa konuşa 4 dil öğrendim ben.. Geçen iki Hollandalı bisikletçi geldi senin gibi.. Burada, arka tarafta kaldılar.. Sen de git gez Efes'i Selçuk'u akşama gel buraya, ne yapacaksın Kuşadası'nda..''

 Çok candan, samimi bir kadındı ablam.. İlk sorusu 'Nasılsın?' olan çalışan insan kötü olur mu hiç? Heyecanla anlattı hikayelerini.. 'İsmimi yazma, burada herkes tanır beni..' dedi.. Bilemedim.. Blogun adresini aldı, kontrol edecek.. 

 Oradan Efes'e geçtim.. Yolumun üzerinde onlarca antik kent var ama ben arkeolojiyle pek ilgilenmiyorum.. Beni heyecanlandırmıyor.. Efes'i görmek istedim.. Giriş 25, müze kart çıkartmak 30 lira.. Belki yolumun üstünde başka yerlere gitmek isterim diye kart çıkarttırdım.. 


 Tabii % 95 yabancı turist.. Tiyatronun tepesinde Kore'linin biri geldi beni buldu fotoğraf çektirecek.. Hemen muhabbet tabii.. Bütün Kore'liler gibi o da aşırı mutlu oldu.. 



 Oldukça büyük bir şehirmiş.. Gez gez bitmedi.. Her yerdeki bilgi tabelalarından tarihini de öğrendim, yine de fazla etkilenmedim.. Ama yollarında yürürken yakın zamanda izlediğim Spartacus ve oynadığım Assassins Creed oyunlarını düşünmek, kendimi oralarda gibi hissetmek güzeldi..

 Çıkışta Selçuk'a giden iki otostopçunun yanında durdum.. Bagajlarımı düzenlerken onlarla biraz konuştum.. Fransız bir çiftti.. Türkiye'de otostop hakkında biraz bilgi verdim kendilerine.. 

 Daha sonra uzun zamandır yapmak istediğim bir şey için pedallara daha bir hevesle asıldım.. Önceki bir otobüs yolculuğunda yerini tespit ettiğim at çiftliğini buldum, ablanın mekanından 1-2 km sonra.. Yaklaşık bir saat boyunca çiftliğin arka tarafındaki orman yollarında hocayla beraber at sürdük.. Hızlanma ve durdurmayı öğrendim.. İlk kez dört nala kalktığında, eyerle temasımı kaybettiğim o anda hissettiklerim inanılmazdı.. Yalnız denge önemli, ayaklar üzengiden çıkmasın..

At bana biraz küçük geldi..


 Daha önce de söylediğim gibi.. Bisiklet güzeldir, at daha güzeldir.. Bakabilecek olsam da keşke atla yolculuk yapabilsem.. Bir gün belki, neden olmasın..

 Attan inip bisiklete bindim ve Kuşadası.. Basit bir 10 km.. Şimdi tabelasını en beğendiğim oteldeyim.. Mr. Happy's Liman Hotel.. Kapıda da bir Scott dağ bisikleti olması seçimimi kolaylaştırdı tabii.. Biraz sonra sokaktaki İngiliz'e sorucam.. 'Kendi ülkendeki olimpiyatı bırakıp buraya neden gelirsin arkadaş??'

Hiç yorum yok: