31 Ağu 2012

Kabak..


 Yolculuğa başlamadan önce Kabak'ta bir hafta kalmayı düşünüyordum.. 5 sene önce gittiğimde sadece bir gece kalabilmiştim.. Bu sefer Kabak'ı yaşamak istiyordum.. Sekiz gece kaldım ve Kabak'ın farkını biraz da olsa anlayabildim.. 

 Kabak'ta beş sene önce 5-6 camping varken bu sayı şimdilerde 15-16.. Kalacağım campingi eski ev arkadaşımın tavsiyesiyle önceden belirlemiştim varmadan önce.. Varmak derken bahsetmeden geçmeyeyim.. Kabak Köyü'nden koya iniş normal arabalarla yapılamıyor.. Arabayı köyde bırakıp kamyondan bozma jiplerle aşağı indiriliyorsunuz.. Bir hafta boyunca bisikletimi gözümün önünden ayıramayacağımdan kum, toprak ve kayalardan müteşekkil yolu inmeye çalıştım fakat ne mümkün.. Ancak yarısını bisikletin üzerinde inebildim.. Benden iki gün sonra gelen dağ bisikletli arkadaş için yüksüz iniş çok keyifliymiş fakat benim için yıpratıcı oldu.. 

 Gemile Camping.. Koyun en büyük alana sahip campingi.. Çeşit çeşit, boy boy bungalowlar.. Çadır 50, kendi çadırın 45.. İşletmeci Selçuk ve Meral süpersonik insanlar.. Meral en son 'Kendi hesabını kendin çıkar.' dedi.. Osman abinin yemekleri yemeniz lazım.. 'Güzel'i, 'harika'yı kelime olarak kabul etmiyorum.. 

 Yine aynı arkadaşımın anılarından ve Facebook fotoğraflarından Mustafa'yı biliyordum.. Mustafa tek başına dağlarda yaşayabilen, doğayla bütünleşmiş bir adam.. Ben onun Gemile'de çalıştığını sanıyordum fakat o da bir müşteriymiş ve tesadüfe bakın ki benden bir kaç saat önce varmış Gemile'ye 10 günlük tatilini yapmak üzere.. Tesadüfe inanıyorum.. 

 Mustafa, insanları organize ederek karşılık beklemeksizin Kabak Koyu'nda görülecek yerlere götürüyor.. İkinci gün hemen şelaleye çıktık, daha sonra Cennet Koyu ve mağara yürüyüşleri yapıldı.. Mustafa'nın doğayı algılayışı ve yaşayışı her soruya verdiği cevapta kendini gösteriyor.. Cümleleri geçiştirmiyor, derinine inerek hakkını veriyor..



 Kabak'ta sosyalleşememek imkansız gibi.. Campinglerde kahvaltı ve akşam yemekleri birlikte yendiğinden mutlaka insanlarla tanışıyorsunuz.. Zamanınızı birlikte geçirip geçirmemek size kalmış tabii.. Birçok güzel insanla tanışıp çok keyifli günler geçirdim.. 

 Kabak'ta kimse birbirine karışmıyor dersem yalan olmaz.. Olumsuz ruh halinde olup başkalarına müdahale edenler kendiliklerinden topluluk dışına çekilmek durumunda kalıyorlar.. Kısaca şöyle söyleyeyim, herkesin kafası güzel.. Sabahtan akşama kadar, huzur arayan, aşırı eğlence ve ilişki peşinde koşmayan, doğayla beraber mutlu olan, izmaritlerini pet şişelere toplayan insanlarla birlikte vakit geçirmek..

 Gevende, yeni açılan, köye yakın Nena'da iki gece üst üste konser verdi.. Sahnesi ay ve mehtaptı.. İsmini çok duyup dinlemediğim bu grup beni çok şaşırttı.. Dikkat ve takip edelim.. Bir sonraki gece de Gemile'de çaldılar.. Yine sonradan öğrendiğim kadarıyla ünlü ve yetenekli bir müzisyen olan, bizimle şelaleye gelip takılan, Gemile'de her gece çalan Bilal Karaman'ın ricasını kırmamışlar..



 Kabak şimdilik kurtarılmış bir bölge..  Daha ne kadar böyle gidecek bilemiyoruz.. Şimdiden çok kalabalıklaşmaya başladı.. Fırsatımız varken yaşamamız ve daha fazla yaşayabilmek için onu elimizden gelen her şekilde korumamız gerekiyor.. Sevdiğin ve yaşamaya doyamadığın güzellikler için korkmadan savaşmayı öğreniyorum bu yolda, en çok da kadınlardan.. 

 Mustafa,  Schopenhauer okuduğu ve anladığı için muhabbete hak kazanan Zeynep, hızlı Johnny Depp Fatih, tek tabanca kemanist Nazlı, müzik sistemiyle gün ve gecelerimizi şenlendiren Jason Statham Sefer, 'Birinci emir Facebook şifreni kız arkadaşına kaptırmayacaksın.' diye kaya üzerinden halka seslenen Üzeyir,  kopuz üstadı Kazım Abi, Avusturyalı Onur, 23 yaşında gözüken ama benden büyük olan Mustafa'nın kardeşi Sinem, şelaleye tırmanırken ayakkabısının tekini geride bırakan Sindirella Çağla, onu kıskanıp 'Bana da Pamuk Prenses derler.' diyen, elma yiyip bayılan Nergis, Dublin'den kopup gelen Özlem, fotoğraf makinesi boynundan düşmeyen Zeynep, dudağında çıkan uçuğu kendine dert edinen, kafası her daim güzel, tatlı deli Vedide, Kadıköy'ün eski metalcilerinden kızıl Murat, batının en hızlı ve sert sallayan ve gömen kadını Janja..

 Kabak biraz askerlik gibi.. Devre arkadaşların var.. Onlar gidince Kabak da bitiyor.. Senin de gitme zamanın geliyor.. Yoksa kendini tekrar etmeye başlıyorsun.. Zaten yol da çağırıyor..






Güzel Gülen Gözler..


 Nadiren karşınıza çıkarlar.. 'Beautiful Smiling Eyes' da derim ben.. 

 Yol boyunca bir çok güzel bacak, vücut, elbise, kalıp, maske gördüm.. Ama nadiren, çok nadiren güzel gülen gözlere rastladım.. Bazen bir kadın bazen bir erkek.. Cinsiyetten bağımsızdır gözlerdeki o parlaklık, canlılık.. Hayata karşı duyulan o sevgi kendini belli eder bakışlarını kaçırmayan gözlerde..

 Bazen bisikletimi tamir etmeme yardımcı oldular, bazen arabanın camını açıp yüreklendirmek için seslendiler, bazen mehtabı, birayı, sigarayı paylaştılar.. Konuşurken içten, samimi, dürüst ve yalansız oldular.. Daha yeni tanışmamıza rağmen gerçeği yüzüme vurmaktan çekinmediler.. Oyun oynamadılar, hayatı yaşadılar.. 

 Sağolsunlar onlar da beni sevdiler, ama henüz onlar kadar güzel güldüğümü sanmıyorum.. Aynada görünende hala sıkıntı veren birşeyler var.. 1000 km'yi geçtim ama güzel gülen gözlere ulaşmak için çok daha uzun süre yolda kalmam gerekiyor..

30 Ağu 2012

Kabak Koyu - Patara..


 Kabak Koyu - Patara, 60 km.


 Kabak Koyu yolun sonu olduğundan yola tekrar dönmek için Faralya Köyü'ne kadar geri gitmeniz ve oradan Karaağaç Köyü yoluna girmeniz gerekiyor.. Bu yol ilk başta normal asfalt olsa da kısa süre sonra taş ve toprak yol oluyor.. 10 km'lik bu bölümün çoğunu bisiklet elimde yürümek zorunda kaldım.. Yolu kısaltmak için yaptığım bu seçim çok zaman kaybetmeme yol açtı.. Yolun bir noktasındaki köprü çalışması bitmediğinden arabalar bu yolu kullanamıyorlar henüz.. Ben köprünün üzerindeki dar tahtanın üzerinden geçtim dikkatlice.. 

 Karaağaç köyünden sonra Patara'ya kadar neredeyse hep indim ya da düz yolda sürdüm bisikletimi.. Aslında bugün Kaş'a varmayı planlıyordum ama hem Kabak'tan geç çıktım hem de bu yolda mümkün değilmiş 95 km yapmak.. 'Patara 3' tabelasını gördüğümde hemen saptım.. Hava kararmaya başlamıştı ve Kaş'a 40 km daha vardı..

 Patara Köyü 5 yıl once gördüğümle aynı.. Küçük bir turistik köy.. Çok büyük olan antik kentin kalıntılarını korumak için yerleşimin büyümesine izin verilmiyor sanırım.. Medusa Camping'de kaldım.. Çadır 10 lira, kendi çadırını kullanırsan 7 hatta.. 25 yıllık barın arka tarafında çadır ve karavan için bol yer var.. Karanlıkta kendi çadırımı kurmaktansa içinde yatak olan bir çadırda kaldım.. Uzun zamandır bu kadar rahat uyumamıştım.. 

 İşletmecinin arkadaşı Bahattin abi bir önceki gün zorlu yollarda kırılan bagajımı tamir etti.. Kırık bagaj demiriyle Karaağaç'tan Patara'ya kadar gelmişim ve fark etmemişim.. Şimdi eskisi kadar sağlam oldu.. Bu yolculuğu çıkarır en azından.. 

 Sabah erkenden kalkıp Patara'nın o ünlü sahiline gittim.. Müze kartınız ya da 5 liranız yanınızda olsun.. Tüm yol boyunca girdiğim en soğuk denizdi.. Çok sevdim ve öğlen gibi Kaş yoluna çıktım.. 

22 Ağu 2012

Kelebekler Vadi'si 2. Gün ve Kabak'a Geçiş..


 Kelebekler Vadisi'ndeki 2. gecemde George House'ta kaldım.. Aslında sahilden erken çıkıp Kabak Koyu'na geçmem gerekirdi ama çok disiplinsiz bir bisikletçiyim.. Vadi'den tırmandığımda (çok zevkliydi, kesinlikle yapmalısınız..) saat 17:30 olmuştu.. Kabak Köyü 6 km ama aşağı iniş sıkıntılı olacağından Faralya'da kalmaya karar verdim..

 George House hem bungalowların hem de çadır alanlarının olduğu ve aşağı iniş noktasının bulunduğu işletme.. Akşam yemeği ve kahvaltı dahil çadır fiyatı 30 TL.. Çadırımı kurarken kısa süre önce yakınıma çadır kuran çiftin kız olanı bana adımla seslendi aniden.. Eski bir arkadaşımın 7-8 yıl önce belki bir ya da iki kere gördüğüm  kardeşi.. Bir tatlı karşılaşma daha.. Kabak Koyu'ndan geliyorlardı ve gitmememi, çok kalabalık, pahalı ve denizinin pis olduğunu söylediler.. Kendi gözlerimle görmeden olmaz.. 

 Yine çadırımı kurarken hemen yanımdaki bankta oturmuş gün batımının keyfini çıkaran iki Kanada'lı kızla tanıştım.. Cümleye Fransızca başlayıp İngilizce bitirmelerinden tahmin etmiştim.. Araba kiralayıp iki hafta boyunca Türkiye'yi gezeceklermiş.. Birbirlerine söz vermişler, yolculuk boyunca Google kullanmıyorlar.. Akıllarına takılan soruları not edip tanıştıkları insanlara soruyorlar ya da yolculuğun bitmesini bekliyorlar.. Mesela, Leonardo Di Caprio'nun ilk filmi hangisidir?

 Kızlardan biri futbolcuymuş.. Çadır alanındaki boş alanda futbol oynayan iki Türk ve bir İngiliz çocuğa katılıp tek kale maç yaptık.. Daha sonra Callum'un babası ve küçük bir Türk kız da katılınca 3'e 3 tek kale maç yaptık.. Kanada'lı kız futbol tabiriyle ısırıyor.. O nasıl bir hırsla markaj yapmaktır arkadaş.. İki net tekmesini yedim.. 

 Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Kabak Koyu'na geçmeye karar verdim.. 6 km'lik yolda sıkıntı yok.. Asıl sıkıntı Kabak Köyü'nde.. Tüm eşyalar ve bisikletle birlikte köyden aşağı sahile inmek bir mesele.. İnsanları kamyon bozması jiplerle aşağı indirdikleri yol, yüklü bir tur bisikletiyle inmek için çok da uygun değil.. Yarısını bisikletin üzerinde yarısını da elde inmek zorunda kaldım.. 

 Burada her zamankinden biraz daha fazla kalmayı planlamıştım hep.. Öyle de yapacağım sanırım.. Buradaki hikayeleri bir sonraki postta anlatacağım artık.. 

21 Ağu 2012

Ölüdeniz - Kelebekler Vadisi.. İnsanlar..


 Aslında bir önceki günkü planım Kelebekler Vadisi'ne ulaşmaktı ama Dalyan'dan geç çıktığım için Ölüdeniz'e vardığımda gün batıyordu.. O yüzden geceyi Ölüdeniz'de geçirdim.. 

 Ertesi sabah erkenden kalkıp iyi bir kahvaltı etmek istedim ama tek bulabildiğim minibüslerin oradaki sandviç yapan marketti.. Ama burada da yine biriyle tanıştım.. Eski bir voleybolcu olan İlknur arkadaşlarıyla Kelebekler Vadisi'nde buluşacaktı ve gezi teknesinin kalkmasını bekliyordu.. Her gittiğim yerde yeni insanlarla tanışıyorum ve artık bunu her geçen gün daha kolay yapıyorum.. 

 Yola çıkarken minibüsçülere sordum.. Yine 'Yapma!' dediler.. Yaptım.. 10 km'lik yol yaklaşık 1,5 saat sürdü.. Gerçekten zor bir yoldu ama daha zorlarını görmüştüm.. Ayrıca harika Ölüdeniz ve Akdeniz manzaralarının tadını çıkardım.. Yanımdan geçen arabalardaki insanların bazen korna bazen de bizzat seslenerek verdikleri destekler benim için çok değerli.. Ne kadar zorlanırsam zorlanayım bu destekler daha fazla pedallama gücü veriyor.. 

 Kelebekler Vadisi'ne ulaştığım ve yukarıdan baktığım anda gerçek bir zafer duygusu hissettim.. O manzara en büyük ödüldü.. Bisikletimi ve eşyalarımın büyük bir kısmını George House'ta bıraktım.. Vadiye ve sahile inen patika günler süren bisiklet yolculuğundan sonra bacaklarım için zorlayıcı oldu.. Sahile indiğimde sırılsıklamdım.. Denize girip serinlemek istedim ama bu su çok sıcak arkadaş.. Serinleyemiyorsun.. Sadece terlerinden kurtuluyorsun.. 

 Sahilde güneşlenirken, arı soktuğu için ayağı bandajlanan ve arkadaşları tarafından terkedilen İspanyol Lucia sigara için yanaştı.. 15-20 kişilik bir grup, yat kiralayıp gelmişler.. Bir kısmı şelaleyi görmeye gitmiş diğerleri de denizde keyif yapıyor.. Garibim sıkıntıdan patlıyordu.. Bir saatten fazla da onunla sohbet ettik.. Denizin kenarına oturup tek ayağı havada serinlemeye çalışıyordu.. :))

 Sahil tek bir işletmenin elinde.. Çadır için 45 lira istiyorlar.. Akşam yemeği ve kahvaltı bu fiyatın içinde.. Kendi çadırını da kursan aynı parayı istiyorlar.. Aslında hava o kadar sıcak ki konaklama dert değil.. Herkes sahilde açıkta yatıyor zaten.. İstenen ücret yemekler ve tuvalet, duş gibi hizmetler için.. 

 Ben çadırımı kurup gün batımını izlerken tek başına gezen sırt çantalı bir kadın işletmecilerle sorun yaşamaya başladı sahilde.. Sorun açıktı.. Hatun işletmeye para vermemek, sahilde kafasına göre takılmak istiyordu ama işletmeciler güvenlik gerekçesiyle (aslında tuvaletlerini, duşlarını kullandırmamak için) buna izin vermek istemediler ve kadını jandarma çağırmakla tehdit ettiler.. 

 Merih, haklarının farkında olan, gerektiği zaman da bu tip sorunlarla mücadele gücüne sahip bir kadın.. Kesinlikle geri adım atmadı.. 'Sahili satamazlar, burası halka açıktır.. Çadırımı kurmadığım, işletmelerinin sınırına girmediğim sürece burada bana kimse karışamaz.' Türkçe öğretmeni, 30 yaşında bir aktivist..

 Akşam yemeğinden sonra kendisine katıldım.. Tatil amaçlı gelen, kamp yerinde akşam yemeğine makyaj yapıp en güzel elbiseleriyle gelen kadınlarla bir arada olmaktansa sahilde yıldızların altında sessizce vakit geçirmek en güzeliydi yine.. Hem de edebiyat, felsefe ve psikoloji hakkında uzun uzun sohbet edebileceğin birine denk gelmek değerli bir şanstı..

 Bu tur boyunca ilk defa burada gece karanlığında denize girdim.. Sabah da uyanır uyanmaz denize girip güneşin tepelerin ardından doğuşunu soğuk suyun içinde karşılamak.. Gidin yapın.. Anlatamam.. Güneşin neden hayat ve varoluşla bu kadar özdeşleştirildiğini en iyi hissettiğim yerlerden biri oldu Kelebekler Vadisi.. 


Dalyan - Ölüdeniz..


Dalyan - Ölüdeniz, 76 km.


 Dalyan'da geçen üç gece dinlendiriciydi.. Tekrar yola çıktığımda yolu özlediğimi gördüm.. Göceğe kadar oldukça düz bir yolda sürdüm bisikletimi.. Göcek tüneline girmeme izin vermediler.. Ben de tünelin üzerinden tırmanmak zorunda kaldım..

 Altından tünel geçen tepeye tırmanmak çok da zor değildi.. Çıktığımda yol kenarında dinlenen bir bisikletli gördüm.. Ama bu adam bir tur bisikletçisi değildi.. Gerçekten parası olmadığı için bisikletle Fethiye'ye iş için giden biriydi.. Eski ve kötü durumda bir dağ bisikletiyle gitmeye çalışıyordu ve rampaları çıkamadığı için yürüyordu.. Cebindeki son beş liranın üçünü patlayan tekerleğini tamir ettirmek için harcamıştı.. Çeşmelerden ve benzin istasyonlarındaki bedava verilen çaylardan sağlıyordu sıvı ihtiyacını.. Bir süre birlikte sürdük.. Yokuşlardan ellerini bırakarak son derece süratli inebiliyordu.. Pek bir şeyden korkusu varmış gibi gözükmüyordu.. Fethiye'nin rampalı yollarına girdikçe geride kalmaya başladı.. Sorunlu olan vitesleriyle tırmanamıyordu.. Bana saçma sapan takıntılarımı, gereksiz beklentilerimi unutturdu, en azından bir süre..

 Fethiye'de bildiğin İstanbul trafiği var.. Bisikletle trafiğe takıldım resmen.. Ben de kısa bir meyve suyu molasından sonra hemen yola çıktım.. Yol sorduğum taksiciler 'Yapma, çıkamazsın..' dediler.. Tabii ki çıktım.. Ölüdeniz'e inen çok dik ve uzun yolu bir de trafik içinde inmek zorluydu.. Dikkat etmek lazım.. 

 Ölüdeniz yine çok kalabalıktı, çoğunlukla yabancılar.. Tam da bayram tatiline denk geldiğim için her yer hatta gökyüzü bile insan doluydu.. İnsanlar özellikle gün batımını gökyüzünde izlemek için geç saatlerde yamaç paraşütü yapmayı tercih ediyorlar.. Sugar Camping'de kaldım.. Karavan, çadır, bungalow.. Lagüne kıyısı olan geniş bir arazi.. Çadır 15, yemekler ve içecekler pahalı.. 

 Yolun üzerinde bir çok soğuk çeşme bulunan, hem düzlükleri hem de zorlayıcı iniş çıkışları olan güzel bir bisiklet günüydü.. İsmini sormadığım, aklıma geldiği halde fotoğrafını da çekmediğim bisikletli arkadaş uzun uzun düşünmeme neden oldu.. Eğitimsiz, belki de kafası gidik bir arkadaştı.. Ama gerçekti.. Onunki gerçek bir mücadele, hayatta kalmak için..

17 Ağu 2012

Dalyan..


 Dalyan'ın kendine özgü bir doğal yapısı var.. Köyceğiz Gölü, Dalyan Boğazı ve kanallarla Akdeniz'e bağlanıyor.. Labirent gibi olan ve 'Arapçatlatan' olarak da anılan bu kanallarda sadece tecrübeli kaptanlar yollarını bulabiliyorlar.. 5 km uzunluğundaki İztuzu plajını baştan sona gidip geldim.. Issız plajda Caretta caretta'ların yumurta bıraktıkları delikleri görebiliyorsunuz.. Sülüngür Gölü gün batımında harika bir manzaraya sahip.. Çamur banyosu da yapılabilecek eğlenceli etkinliklerden biriymiş ama ben gitmedim.. 


 Şehir merkezi küçük bir Marmaris ya da Kuşadası gibi.. İnsanların neredeyse tamamı başta İngilizler olmak üzere yabancı.. Ama ortam daha büyük olan o kentlerdeki gibi rahatsız edici değil.. Çok sakin bir kasaba.. Tek problem sanki oruç tutuyormuş gibi top patlayınca birden saldırıya geçen sivrisinekler.. Tedbirinizi alın.. Kollektif saldırıyorlar.. :))

 Dalyan'da kaldığım hostel İztuzu yolu 2. km'deki Bahaus Resort Hostel.. Benim şimdiye kadar bildiğim hostel kavramının dışında özellikleri var.. Çok güzel düzenlenmiş bir alanda havuzu, bir çok salondan daha fazla ekipmanlı açık spor alanı ve voleybol sahası var.. Fiyatı da diğer Bodrum ve Marmaris'te kaldığım klasik hostellerden çok az daha pahalı.. Yani hem hostel havasını yaşayıp başka gezginlerle tanışmak hem de konforlu tatil köyü gibi bir yerde kalmak adına ucuz ve harika bir yer.. 

 'Ben çadırımda kalmak istiyorum.' diyenler ise Sülüngür Gölü'nün kenarındaki Ekin Camping'de gecesi 10 liraya kalabilirler.. 

 Ankara'daki ev arkadaşlarımdan Bora yıllarca yaz aylarında Dalyan'a gelerek müzik yapardı.. Ben de buraya geldiğimde yıllardır görmediğim adamı arayıp kalacak yer, gezilecek noktalar konusunda fikir danışmak istedim.. 'Antalya'dayım, yarın oraya geliyorum, bir yere ayrılma.' dedi.. Eski günleri yad ettik, yeni günler konusunda birbirimize ilham vermeye çalıştık.. 


 Burada kaldığım iki günde hostelden plaja toplamda 40 km yol yaptım.. Bunları da hesaba katarsak 850'yi geçtim herhalde.. O dört haneli büyülü rakama az kaldı..

15 Ağu 2012

Marmaris - Dalyan..


 Marmaris'ten Dalyan'a gezi teknesi ile geçtim..


 Gece çok geç saatte yatmış olmama ve alarmı kurmamış olmama rağmen 08:30'da uyandım.. Çok saçmaladığım bu gecenin pişmanlığıyla hemen Marmaris'ten ayrılmaya karar verdim.. Yarım saat içinde çantalarımı toplayıp bisiklete bağladım..

 Çok büyük olan gezi teknesinde benim gibi tek başına seyahat eden Burak ile tanıştım.. Burak tatilini Marmaris'te geçiriyordu ve gezi tekneleri ile etrafı keşfediyordu.. İstanbul'da bir kitapçıda çalışan Burak'la başta Oğuz Atay'dan 'Tutunamayanlar' olmak üzere bir çok kitap üzerine konuştuk.. Hayata bakış, anlayış ve yaşayış hakkında uzun sohbetlerimiz oldu.. Öyle ki tekne gezisinden ayrıldı ve İztuzu plajında benimle birlikte kaldı.. Dalyan'a kanal tekneleriyle birlikte geçip yemek yedik ve kara yoluyla geri döndü.. Dinlenme ve gezme günümde bana çok iyi bir arkadaş oldu.. 



 Tekne gezisinde rehberlik yapan, bana yolculuğum konusunda yardımcı olan ve kendini Joseph diye tanıtan Yusuf abi mavi yengeçleri tanıtırken..


 Çalışanlar kaplumbağları bize göstermek için yengeç ödülüyle yüzeye çıkarttılar..


 Adam kayaları oydurup mezar yaptırmış kendine..


 Bisikleti yanımda taşıdığım bir dinlenme günü oldu açıkçası bugün.. Dalyan yine çok sayıda yabancı turistin olduğu bir yer ama görece çok sakin.. Akşamları sivrisinek saldırılarına karşı hazırlıklı olmak gerekiyor.. Bu gece yine hostelworld.com'dan bulduğum Bahaus Resort Hostel'de kalıyorum.. Değişik bir hostel anlayışı buradaki.. Küçük bir tatil köyü gibi.. Havuzu falan var..

 Bir sonraki durağıma uzun ve yorucu bir sürüş yapacağım, söz veriyorum.. :))



Bozburun - Marmaris..


  Bozburun - Marmaris, 50 km..


 Bozburun'dan ayrılmak kolay bir şey değil.. Yolun çağırdığı ise aşikar.. Yarımadayı tam olarak dolaşmak adına Söğüt, Bayır ve Osmaniye köy yollarını seçtim.. İyi ki de öyle yapmışım.. Harika dağ, vadi, deniz ve orman manzaralarıyla ödüllendirildim.. Size sadece bir tane..

İnek çıkabilir, üzerinize koşabilir de..
 Çam ormanlarıyla dolu yarımadanın yolları ıssız.. Şartlar zor değil.. Orta derecede zorlayıcı oldu diyebilirim benim için.. Söğüt köyü ağaçlar içinde, uzaktan seçilmesi zor.. Bayır köyü ise gerçekten bayırlı.. Çukura kurulmuş köye iniş ne kadar tatlıysa çıkış da bir o kadar zor.. Ama sonundaki iki tarafı çam ağaçlı yol için her şeye değer.. Yalnız bu yollarda gölgenin tadını çıkarmak için mola vermek biraz riskli.. Çok fazla arı var ve dost canlısı değiller.. 

 Osmaniye'den sonra yol artık bol inişli.. Hatta İçmeler'e inen dağ yolu şimdiye kadar gördüklerimin en uzunu ve iniş açısından risklisi.. Virajlar çok keskin ve yol çok bozuk.. Dikkat etmek gerekiyor..

 Dağın tepesinden aşağı baktığımda iki bisikletlinin zorlanarak yukarı çıktıklarını gördüm.. Biraz aşağıda karşılaştık..


 Çağatay ve Defne Marmaris yakınlarındaki otellerinde durunamayan İzmir'li bir çift.. Arabalarını, bisikletlerini taşımak için kullanıyorlar.. Tatil için gittikleri yerleri bisikletleri ile keşfediyorlar.. Akşam Marmaris'te sahilde yine onlarla karşılaştım.. Yemeklerini sahilde yemiş gecenin tadını çıkarıyorlardı.. 15-20 dakikalık bir sohbetten sonra onları yalnız bıraktım.. Onları son gördüğümde bisikletleri ile birlikte sahilde yatıyorlardı.. Hayatlarına sahip çıkan, doya doya yaşamaya çalışan insanları görmek ne kadar güzel.. 

 Maltepe Pansiyon'da kaldım.. hostelworld.com aracılığıyla bulduğum bir pansiyondu.. Tam bir hostel olmasa da güzel bir yer.. Özellikle kedisi Nuriye çok komik.. Ekmek yiyen bir dev o.. (Üzgünüm fotoğraf çekmek her zaman aklıma gelmiyor, gidip bakacaksınız..)

 Marmaris tahmin edebileceğiniz gibi.. Yabancılarla dolu kocaman bir turist şehri.. Herşey satılık.. Tek başına gezinen bir adam ise hoş karşılanmıyor, ancak idare ediliyor.. Gece kendimi biraz bozdum, kabul ediyorum.. Sabah 09:30'da Dalyan gezi teknelerinin kalktığını öğrendim..

13 Ağu 2012

Datça - Bozburun..


  Datça - Bozburun, 90 km..


 Şimdi şöyle yapıyorum ben.. Kalmaya para harcamadığım zaman yemeği abartıyorum.. Datça merkezde büyük bir kahvaltı yaptım.. Uzun bir gün olacağını biliyordum ama sonu Bozburun.. Daha iyi motivasyon mu olurmuş??

 Datça - Marmaris yoluna çıktıktan sonra doğudaki dağlara kadar uzanan dümdüz bir yol.. Dağlara tırmanmak zorlu, inişler süper zevkli.. Bir sol dizi, bir sağ dizi karna çekerek yata yata inmek tepelerden.. Datça yarımadası hiç kolay değil.. Ama ne kadar güzel olduğunu pedallayınca anlayabilirsiniz ancak.. 

 Hisarönü'ne geldiğimde 'Bozburun 37' tabelasını gördüm.. Bir bitkinlik çöktü anında.. Vücudum değil beynim kendini kapatmaya, beni 'Yapamam, akşama kadar o dağları aşamam..' demeye zorladı.. Nietzsche'nin dediği gibi bedeni dinlememiz gerekir.. Beynimizdir bizi asıl aldatan..

 Hisarönü düz, çok rahat ve virajları zevkle geçiliyor.. Orhaniye'deki Kızkumu plajı ilginç.. Denizde yürüyen insanlar.. Turgut köyündeki şelale çok büyük ve etkileyici değil.. Ama güzel düzenlemişler, etrafında yürüyüş yolları, ormanın içinde bir serinleme mekanı.. Selimiye.. Sahildeki ilk sırası tekneyle seyahat eden zenginler için hazırlanmış bir film seti gibi.. Herşey kalbur üstü.. Bir arka sokak ise bildiğin inek ve koyun bokları olan yurdum köyü.. Elitizm, sana mesafeliyim.. 

 Ve Selimiye'den Bozburun'a son 3 km'lik tırmanış.. Günün sonuna da bu yakışırdı.. Uzun, çok uzun bir iniş, 'geri çıkman imkansız' diyen..




 Kayalık tepelerle çevrilmiş masmavi bir koy.. Teknelerle gelen yabancılar.. Marketlerden stoklarını doldurup yola devam eden turistler.. Küçük bir köy aslında burası.. Pek büyümeye müsait bir yapısı yok.. Zaten yolu sapa.. Sükuneti ve yalnızlığıyla Datça ve Bozburun yarımadaları benim için doğru olanın ne olduğunu tekrar sorgulamama neden oluyor ve bana 'artık bir karar ver' diyorlar..



Palamutbükü - Datça..


  Palamutbükü - Datça, 31 km..


 Erken hareket edemedim yine.. Uzunca bir iniş yaptığım tepelere geri tırmanmak zor geliyordu ve beni korkutuyordu.. Oyalanmamın asıl sebebi bu korkuydu doğrusu.. Sahilden giderek Mesudiye'yi görmek ve tırmanışıma oradan başlamak istedim.. Mesudiye yolundaki 3-4 koydan ilkine çam ağaçlarının arasındaki patikadan iniliyordu ve kimsecikler yoktu.. İndim, kayalıkların arasında üstümü değiştirip maviye atladım.. Sabah özgürlüğü..

 Kaçınılmaz olanla yüzleştim sonunda.. O tırmanışı nasıl tamamladığımı bilmiyorum.. Kaç kere durup nefeslenmem gerekti sayamadım.. '%10 aşağı eğim' tabelası insanı bu kadar mutlu edebilir mi??



 Önce Eski Datça'ya girdim.. Tarih 11 Ağustos'tu.. 12 Ağustos Can Yücel'in ölüm yıldönümü.. Sevenleri sokaklardaydı.. Can Evi'nin kapıları yılda bir gün açılıyor..



 Biraz merkezde vakit geçirdikten sonra Palamutbükü'ndeki Sezgin'in tavsiyesi üzerine 3 km güneydeki Kargı Koyu'na gittim.. Kayalık ve taşlık bir sahilden yine çok güzel bir denize girdim.. Geceyi geçirmek için korunaklı bir nokta buldum.. Yakındaki market - restoranttan ihtiyaçlarımı karşıladım.. Hatta sahibi ' Sahilde sıkıntı olursa gel, arka tarafa kur çadırını.' dedi.. Bu gece çadırımı kurmadım.. Altımda havlu, üstümde ince bir örtü.. Yıldızlar, dalga sesleri.. 6-7 saat sıkıntısız uyudum.. 

 Türkiye'ye tatile gelmiş, araba kiralayıp gezen 35-40 yaşlarında dört İtalyan kadın ve otobüsünü kaçırdığı için yol kenarında bekleyen ve İtalyanların davetini kabul edip onlarla seyahat eden Hollandalı Türk kızı.. Akşamüstü sahilde gördükleri bisikletli adam onlara çok ilginç gelmiş olmalı.. Uzun süre ona bakıp durdular.. Nereli olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.. Sonunda dayanamadılar ve eşyalarını toplayıp giderken gereksiz yere yolu uzatıp adamın önünden geçtiler, hatta geçmeyip orada biraz oyalandılar ve sonra bir bahaneyle tanıştılar.. Adamın Türk olduğuna şaşırdılar, İtalyan olduğunu düşünmüşlerdi.. 10 dakika ayaküstü sohbetten sonra adamı akşam yemeğinde kendilerine katılması için davet ettiler.. Ama adam yemek işini çoktan halletmişti ve tekrar çantalarını toplayıp merkeze dönmek istemedi.. Günler sonra ilk kez sahilde yıldızların altında tek başına bir gece geçirmek istiyordu.. 'Siz yemeğinizi yedikten sonra buraya gelin.. Yukardaki marketten içkilerimizi alır, gecenin tadını burada çıkarırız..' dedi adam.. Çok hoşuna gitti kadınların bu fikir.. Geri dönmediler..

10 Ağu 2012

Bodrum - Palamutbükü.. ve Knidos..


 Bodrum - Palamutbükü (Feribot), 28 km


 Bir önceki hareketli geceden sonra tabii ki sabah feribotunu kaçırdım ve öğlen birdeki feribota bindim.. 1:30 saatte Datça'nın kuzeyindeki Karaköy'ün iskelesine yanaştık..

Los lunes al sol..

 Yolun yarısına kadar olan kısmı ya çok zordu ya da ben önceki gece doğru düzgün dinlenmediğim için pedallara asılamadım.. Datça yarımadasının ortasındaki tepelere tırmanmak gerçekten kolay değil.. Kendinizi ayarlayın bu yola çıkmadan önce.. Ama radar denen tepeye çıktıktan sonrası kolay.. Kolay derken aslında çok uzun süre iniş yapıyorsunuz ve bu da insanın kollarını çok yorabiliyor.. 

 Palamutbükü yine sakin.. Deniz yine çok güzel.. Saklıbahçe isimli bir camping buldum, sahil yolundan 30 metre içeride.. Mustafa abinin yeri.. Çok güzel mercimek çorbası var.. 

 Ben çadırı kurduktan kısa bir süre sonra 3 kişi geldi.. Otostopla yolculuk ediyorlarmış.. Fiyat sordular ve gelmekten vazgeçtiler.. Daha güzel bir fikirleri olduğunu akşam yemeğinden sonra dışarı çıkıp gezinirken onlarla karşılaşınca öğrendim.. Koydan biraz içeride çamlık denilen ormanlık arazide kurmaya karar vermişler çadırlarını.. İstanbul'dan yola çıkmışlar, Ankara, Gürcistan, Dersim, Diyarbakır ve şimdi Datça.. 

 Onlardan ayrılıp sahilde bir bira içmeye karar verdim ve sahilde uyuyakaldım.. Campingin yolunu zor buldum..

 Ertesi sabah erkenden kalkıp hazırlandım ve yanıma yolluk alıp Knidos yoluna çıktım..

 Palamutbükü - Knidos - Palamutbükü, 30 km..


 Eşyalarımın çoğunu çadırda bıraktığım için çok daha kolay bir yolculuk oldu.. İki köyden geçtikten sonra Knidos'a indim.. İniş manzarası görülmeli.. Bunların fotoğraflarını çekmiyorum.. Gidip göreceksiniz.. Antik kente giriş 8 TL.. Ama benim müze kartım var.. :))

 Sahilde bir tek restorant var ve tahmin edebileceğiniz gibi kazık.. Arkeologların kazı evi koyun hemen kenarında.. Aksaray'da arkeologluk yapanlardan biraz daha şanslılar.. Koyda deniz çok berrak değil.. O yüzden antik şehrin denizle birleştiği kayalıklardan yaklaşık 200 metre ilerleyip kendimi kayalıklardan denize attım.. Ben hayatımda bu kadar güzel bir deniz görmedim.. Şnorkel ve gözlük şart.. Denizin dibinde başka bir hayat var.. 

 Koydaki banklarda oturup kitap okurken Ömer abi ve kankası ile (60-65 yaşlarındalar) prostat ve kadınlar üzerine konuştuk.. Sonra bembeyaz saçları ve sakallarıyla Metin abi geldi.. Onunla da bisiklet, motorsiklet, Knidos ve kazı tarihi, akşamları içip içip evin yolunu bulamayıp teknesinde yatması hakkında konuştuk.. Kazı yerinin bekçisi, küçük kızı ve köpeğiyle de vakit geçirdim.. 

 Dönüş yolu nedense daha kolay geldi.. Belen köyünde Belen Kahvesi'nde çayımı içtim.. Cumalı köyünden Palamutbükü'ne kadar pedala basmadan gittim.. 

 Sahilde otostopçu grubuyla karşılaştım tekrar.. Gökova yoluna çıkmaya hazırlanıyorlardı.. Onlara eşlik eden Sezgin'le tanışmama vesile oldular.. Sezgin 35 yaşında.. İnşaat mühendisliği okumuş ve Rusya'da kazandığı paraları yolculuk fikrine adamış.. Motorsiklet, bisiklet ve yürüyerek yaptığı yolculuklardan sonra iki yıl önce Palamutbükü'ne yerleşmiş.. Arsasını almış, kendi evini yapıyor.. Aydınlık ve net bir kafa.. Buraya geldiğinizde bulun, tanışın.. Ya da neyse, o sizi bulur.. 

 Palamutbükü güzel, sakin.. Denizin güzelliğine hayran kalırsınız.. Biraz pahalı ama ucuza yemek yemenin ve kalmanın yolları var.. Bungalowlar ya da çadır her zaman mümkün.. Yarın Datça yolları.. Zor olacak ama sonunda Can Baba'ya saygılarımı sunacağım.. 


Backpackers..


 Bodrum'da ikinci günüm.. Kahvaltının ardından Datça feribotu için bilet aldım.. Sezonda her gün, günde üç sefer var.. 

 Hava anormal sıcak.. Hostelin terasında gölgede oturmak hiç serinletmedi.. Akşamüstü bisikletle bodrumun dar sokaklarına daldım, ardından merkezdeki halk plajına indim.. Plajın çoğu işletmeler tarafından kapatılmış ama hostelden plaja direk inen yoldan plaja girince kurtarılmış bir bölüm var ve hosteldekiler hep orda..  Malum biz paramızı gezmeye harcamak isteyen insanlarız.. Şezlonga, şemsiyeye ekstradan para veremeyiz, hele Bodrum gibi gereksiz pahalı bir yerde.. 

 Hostele bir gelen 2 günden fazla durmuyor.. Akşam plajdan döndüğümde yine farklı bir kadro vardı terasta.. Duş alıp aralarına katıldım.. Akşam yemeğine hep beraber çıktık.. Kadro şöyle: 5 İtalyan, 2 Alman, 1 Rumen bir de ben.. Sonradan hostelimizin 3 çılgın Hollandalı kızı da aramıza katıldı.. Ayrıca akşam saatlerinde hostele gelen Avustralyalı, Brezilyalı ve yine Koreliler vardı.. Son derece uluslararası yani.. 

 Yemekten sonra hostelin giriş katındaki barda birer içki içtik.. Sonra iskambil kartlarıyla oynanan içki oyunlarından birini oynadık.. Hiç kimsenin ana dilinin İngilizce olmaması kesinlikle sorun olmuyor.. Çok eğlendik.. Ardından Bodrum geceleri.. Önce girişinde 'Meyhaneler Sokağı' tabelası olan ama tüm mekanlarda sadece tekila shot verilen sokaklara daldık.. Masaların üzerinde dans etmeyeni dövüyorlar.. 'Godfather serisini defalarca izledim, benden böyle birşey beklemeyin..' dedim, beni en iyi İtalyan adamlar anladı.. 

 Oradan 'Barlar Sokağı' denen yere yollandık.. Her yer birbirinin aynı.. Herkes aynı.. Gruptaki neredeyse herkes ortamdan çok sıkıldı.. Hollandalı çılgınlar hariç.. Onlar zaten pet şişeden birşey içiyorlardı.. Pek takip edemedik kendilerini.. Bir ara biri polisin kaskını takmaya çalışıyordu.. 

 Gruptaki tek Alman erkek Uwe benim de eskiden yaptığım iş olan maç analiziyle uğraşıyormuş.. İsmini hatırlamadığım (edit : Desiree) Alman ufak tefek kemik çerçeveli gözlüklü kız çok iyi İngilizce konuşuyordu ve Vedat Özdemiroğlu gibi çok komik tespitler yapıyordu.. İtalyan erkeklerden ikisi Türk'e benzedikleri için üçümüz yan yana oturduğumuzda 'Turkish Team' diye fotoğrafımızı çektiler.. Ülkesinin durumundan çok rahatsız olan ve İsviçre'ye yerleşip pazarlama okuyan Rumen kız çok narsistti ve bundan memnundu.. Üzerine '96 İngiltere milli takımı forması giyen ve tipik İngiliz gibi gözüken (sarı saç, renkli göz) Pietro aslında İtalyandı ve benim buna inanmam biraz uzun sürdü..

 Hostel hayatı çok keyifliymiş.. Aynı kafalarda yepyeni insanlar.. Herkes gezmek, öğrenmek, keşfetmek peşinde.. Ucuza kalıyorsunuz, yeni insanlarla yeni şeyler paylaşıyorsunuz, yol hikayeleri dinleyip yeni yolculuk planları için birbirinize fikir ve ilham veriyorsunuz.. Herkes kendi yolunda.. Ertesi gün grubun neredeyse tamamı hostelden ayrılmıştı..

8 Ağu 2012

Yalnız ve Deli..


 Bodrum'dayım.. 600 km'yi devirmişim..

 Yolculuk sırasında mola verdiğim benzinci, bakkal, kahvehane gibi yerlerde insanlarla sohbet ediyoruz tabii.. İlk başta beni yabancı sanıyorlar, verdiğim selamla birlikte bakışları anlam kazanıyor.. Ardından da sorulara başlıyorlar tabii.. Nerelisin, ne iş yapıyorsun, ne geziyorsun vb.. Genel olarak hepsi deli olduğum ve yalnız yolculuk yaptığım için hatalı olduğum konusunda birleşiyorlar.. 

 'Deli misin?' sorusunu çok duyuyorum son zamanlarda.. Alınmıyorum artık.. Sıradışı birşey yaptığımın farkındayım ama o kadar içimden gelen bir şey ki bu, insanların ne düşündüğünü hiç sorun etmiyorum belki de hayatımda ilk kez.. Sıradışı ve normal olmayan bir işi yapmak delilik olarak değerlendiriliyor.. O zaman normalin ne olduğu, nasıl belirlendiği konusunda Bülent Ortaçgil'e bağlanalım.. 



 Bu yolculuğu neden yalnız yaptığım, aslında yanıma en az bir arkadaş almam gerektiği konusunda uyarılıyorum devamlı.. Bunun daha çok güvenlik ve yalnızlıktan sıkılmamak için gerektiğini söylüyorlar.. Güvenlik açısından yanımda silah taşıyıp taşımadığımı soran bile oldu.. 

 Evet güvenlik mühim konu.. Çadırda kaldığım gecelerde bir saldırıya uğrama ihtimalim var, evet.. Bunun için en güvenli olabilecek yerleri tercih etmeye ve kalacağım bölgeye bakan polis ya da jandarmaya önceden haber vermeye özen gösteriyorum.. Yine de bilemezsiniz, başınıza herşey gelebilir ama bu benim en son endişe ettiğim şeylerden biri.. Şimdiye kadar hiç korkudan uyuyamadığım olmadı.. O kadar yorgun oluyorum ki kafayı koyduğum gibi uykuya dalıyorum.. 


 Yalnız olma meselesine gelince..  Bu bir tercih.. Aklımdan bile geçmedi bir başkasıyla birlikte yolculuk etmek.. Başkalarıyla birlikte yolculuk etmenin mutlaka eğlenceli tarafları ve avantajları olabilir.. Bunlarla birlikte dezavantajları da vardır.. Ama mesele bunlar değil.. Bu yolculuk benim tek başıma yapacağım bir yolculuk.. Yalnız kalmaya en çok ihtiyacım olan bir dönemdeyim.. Yeni bir başlangıç, özgürlük, egoyu yok etme, özbenliğini oluşturma.. Bu gibi temaları var bu yolculuğun.. Gelecekteki turlarımı birileriyle birlikte yapabilirim.. Buna karşı değilim.. Ama bu tur böyle.. Yalnızlık bir lütuftur.. Bukowski'ye paslayalım..

Şansını Dene

Eğer deneyeceksen, sonuna kadar dene
Yok başka türlü düşünüyorsan, hiç başlama

Eğer deneyeceksen, sonuna kadar dene
Bu sevgilini, karını, akrabalarını, işini
Ve belki de aklını
Kaybetmek anlamına gelebilir

Sonuna kadar dene
Bu üç dört gün yemek yememek,
Parktaki bir bankta donmak,
Hapse girmek,
Küçük düşmek, aşağılanmak, yapayalnız kalmak anlamına gelebilir

Yalnızlık bir lütuftur

Diğerleri ise mukavemetinin,
Gerçekten ne kadar yapmak istediğinin
Sınanmasıdır

Reddedilmeye ve bütün beterliklerine rağmen yaptığında
Hayal edebileceğin her şeyden daha güzel olacaktır

Eğer deneyeceksen
Sonuna kadar dene
Bunun gibi bir his yoktur
Tanrılarla birlikte yalnız olacaksın
Ve geceler ateşle alevlenecek

Yap, dene, dene
Dene

Sonuna kadar
Sonuna kadar

Hayatını kusursuz bir kahkahaya doğru yaşayacaksın
Uğruna değecek tek kavga da budur




Edit : Küçük bir hesaplama hatası.. 600 değil 400 yıl olacak Cervantes kitapları yazalı.. O şartlar altında mazur görülebilir sanırım.. 

7 Ağu 2012

Warm Showers


 Bu da bisikletçilerin Couchsurfing'i..

 http://www.warmshowers.org/

 Yolunuzun üzerinde sizi ağırlayabilecek uzun yol bisikletçilerinin olduğunu bilmek güzel bir duygu..

9. Gün Didim - Bodrum


 Didim - Bodrum (Feribot), 68 km..


 Didim'deki ikinci günümün neredeyse tamamı lastik tamiriyle geçti.. Yapıldı sandım ama denize girmek üzere yola çıktığımda tekrar patladı.. Muzaffer ve Erdal Usta uzun süre uğraştılar ve bisikletim tekrar kullanılır hale geldi.. 

 Tesadüf eseri Didim'den Bodrum yarımadasına feribot olduğunu öğrendim.. Salı ve Cuma günleri gidiş dönüş tur yapıyorlarmış.. Şansıma ertesi gün salıydı ve biletimi aldım.. 

Didim'deki otelim..
 Sabah 09:30 gibi kalkan feribot Göltürkbükü'ne ulaştığında saat 11:30'u geçiyordu.. Arzum tüm yarımadayı turlamak olduğu için öğlen sıcağını serinde geçirmek bugün için geçerli olamadı.. Kahvehanede bir bardak çay içtikten sonra hemen yola çıktım.. Yol sorduğum taksicilerin acıyan bakışlarıyla yola koyuldum.. 

 Bodrum yarımadası şimdiye kadar gördüğüm en güzel merkezlere sahip.. Özellikle Gündoğan ve Yalıkavak'ı çok beğendim.. Her birinde denize girmek istediğim sayısız koyu var.. Bu koylarda çok fazla sayıda site ve ev var ama mimarileri o kadar güzel ayarlanmış ki.. Yamaçlarda sıra sıra dizilmiş bembeyaz evler.. Bu kendine özgülüğü şimdiye kadar geçtiğim yerler arasında Bodrum beldelerini en beğendiğim yerler yaptı.. Yalıkavak'ta ağaçlar altındaki serin gölgeliklerdeki cafelerden birinde etli yaprak sarma yedim.. Nasıl bir lezzettir.. Belki de sadece yolda olduğumdandır.. 


 Resimdeki garson (ismini sormadım, çok atarlıydı) muhabbetten sonra ben tam giderken arkamdan  'Fethiye'de Kabak Koyu'na uğra mutlaka.' dedi.. 'En az bir hafta orada olacağım zaten, karşılaşırız bir gün belki' dedim..

 Turgutreis sahilde verdiğim mola sırasında ise Şükrü yanıma geldi.. Sahildeki işletmelerden birinde çalışıyordu ve sezon sonu bisiklet turu yapmak istediğini söyledi.. Uzun uzun bu işin ayrıntılarını konuştuk.. Bildiğim kadarıyla kendisine yardımcı olmaya çalıştım.. O da yola yalnız çıkmak isteyenlerden.. 

 Gümüşlük ve Turgutreis arası düzlük hariç yolun neredeyse tamamı sert iniş çıkışlı rampalardan oluşuyor.. Özellikle günün sonuna denk gelen Akyarlar - Bağla bölümü bayıltıcı.. Deniz seviyesinden başlayan, yer yer %10 eğimli olan bu rampayı tek pedalda çıktım, ancak çığlıklarla bitirebildim.. 


 Bağla'dan sonra Turgutreis - Bodrum ana yoluna bağlanıyorsunuz.. 15 km'lik bu yolun sadece 2 km kadarı rampa.. Geri kalanı çok kaliteli asfalt yolda keyifli bir inişten ibaret.. 

 Bu yoldan inişimi yaparken yol kenarına çekmiş kırmızı bir Twingo'nun sürücü penceresinden aniden biri bana el etti.. Biraz ileride durup ne olduğunu anlamaya çalıştım.. Twingo bana yaklaştı, arabadan bir kadın indi.. Ben yaşlarda, Evrim.. Bisiklete meraklıymış ve o da tur yapmak istiyormuş.. Bir süre yol kenarında onunla da sohbet ettik.. Bodrum'da kalacak yer bulamazsam kendisiyle iletişime geçebileceğimi söyledi kibarca.. Gezgin kafaların içlerinden gelen bu yardımcı olma hislerine saygı duymamak elde değil.. 

 Yolu bitirdim ve karanlıkta Bodrum'a girdim.. Bu gece Bodrum'daki tek hostel olan Backpackers'ta kalacağım.. 3 Hollanda'lı, 2 Alman, bir Arjantinli ve bir Brezilyalı kız ile bir Koreli ve bir İspanyol adamla şimdiden bol bol sohbet ettik.. Haritalar üzerinden birbirimize tavsiyelerde bulunduk.. Hostel güzel şey.. Yarın çamaşır günü.. Üstüme giyecek kokusuz birşey kalmadı.. Buradan Datça'ya da feribotla geçeceğim.. 

 Sadece böyle yolu yazmak sıkıcı oluyor aslında biliyorum.. Arada biraz da işin felsefesine gireceğim.. 


6 Ağu 2012

8. Gün Kuşadası - Didim


 Kuşadası -Didim, 80 km


 Herşey güzel başlamıştı aslında.. Kuşadası'ndan çıkarken arka tekerleğin biraz inik olduğunu görüp şişirmiştim ve 30 km'den fazla sorunsuz ilerledim.. Ama sonra aksaklıklar başladı ve Güllübahçe mevkiinde bir benzincide ilk müdahalemi yapmak zorunda kaldım.. Pazar günü olması yüzünden lastikçi çocuklarıyla denize gitmiş.. Adamı arayıp çağıramazsın da bu durumda.. Benzincideki bir amca çok yardımcı oldu.. Kendisiyle tanışamadım bile.. Teşekkür etmek için birşeyler içmeyi teklif ettim ama yok.. İyiliğini yapıp giden adam.. 

 Söke'den Akköy'e kadar Büyük Menderes Delta'sının yolları dümdüz.. Son viteste çok tempolu bir sürüş yaptım ve çok zevkliydi.. Balat köyünde bakkaldan birşeyler yerken köyün çocuklarıyla epey muhabbet ettik.. Köyden çıkınca arka tekerlekte yine sorun çıktı.. Tarla sınırlarını belirleyen ağaçların altında su tankerleri ve onların arkasından sızan suların toplandığı büyük tekneler vardır.. Onlardan birinde ikinci patlağı tespit ettim.. Ana yoldan gitmemek iyi fikir değilmiş.. 

 Akköy'den sonra yine problemler başladı.. Lastik hava tutmaz olmuştu.. Didim'e 5 km kala artık hiçbir şey yapamaz oldum.. Elimde bisiklet yürümeye başladım..

 Didim'e, Altınkum sahiline bir türlü varamıyordum.. Yol bir türlü bitmedi.. Bu sırada iç lastik zincirlere dolandı.. Jant yere temas etmeye başladı.. Her seferinde bisiklete yarım ters takla attırıp lastiği düzeltmem gerekiyordu.. Yol ve gece bitmeyecek gibi geliyordu.. Olsun, onu da kabul etmeye hazırdım.. Planım sahile varıp çadırımı kurmaktı.. 

 Sonunda birine yolun hiç bitip bitmediğini sormaya karar verdim.. İlk sorduğum adamın bir bisikletsever ve otel çalışanı olmasını nasıl açıklayacağım, açıklayamayacağım.. Ben bazı şeylere şaşırıyorum.. Recep abi geceliği 45 TL olan oteline götürdü beni ve ertesi gün bisikletçi bulmam konusunda yardımcı oldu..

 Şimdi lastiği yaptırdım ve yola çıkmaya hazırım ama önümdeki Bodrum yolu hem uzun hem de saat yola çıkmak için çok geç oldu.. Bu geceyi de burada geçireceğim.. 

 Bu arada Didim.. Çok kalabalık.. Burada da İngiliz ve Alman hükümranlığı var.. Bütün mekanlar onların zevklerine göre düzenlenmiş.. Altınkum kordon ve plaj gece geç saatlerde dahi kalabalık.. Çadır kurmak pek mümkün değilmiş bu sahilde.. Bu kadar fazla emlakçı ve kuaför olan bir yeri sevmek benim için zor.. Herşey çok fazla yüzeysel.. Gömleğinin önü açık gezen gençler.. Siz neyin peşindesiniz..

 Zaten gelişinin zorluğundan kötü anılarım vardı, yaşayış şeklini de sevmedim Didim.. Kendine çok iyi bak.. Ben yarın sabah kaçarım..

4 Ağu 2012

7. Gün Yılmaz'ın yeri - Kuşadası..


O küçük koy - Efes - Kuşadası 40 km..


 Yaklaşık 1,5 saatte geceyi geçirdiğim koydan Selçuk-Efes kavşağına kadar geldim.. Virajlı ve iniş çıkışlı tepelerden Küçük Menderes havzasına indim ve düzlükte pedal çevirmenin keyfini tekrar yaşadım.. 

 Selçuk - Efes yol ayrımında Kemal'in yeri var.. Ağaçlar altında çay, gözleme, buz ayran (bardaklar daha büyük olmalı).. Bir de adını yazmamı istemeyen, son zamanlarda gördüğüm en hayat dolu kadın.. Hikayeye gel şimdi, sözü ona bırakıyorum : 

'' Benim yaşım 45, baştan onu bi söyliim.. Bir yıl öncesine kadar hayatımda hiç bisiklete binmemiştim.. Annemlerin durumu iyi değildi alamadılar.. Ama geçen sene Zirve Dağcılıktan arkadaşlarla tanıştım.. Bisiklet turu yapıyorlardı.. Bir saatte düşe kalka öğrendim.. Şimdi her yere bisikletle gidiyorum.. Günde 20 km bile yapıyorum.. 
 Selçuk'ta doğdum büyüdüm, 20 yıl pansiyon işlettim, şimdi emekli oldum.. Burası da kardeşimin, eleman kaçtı ben yardıma geldim.. Dur diğer müşterilere bakiim, yoksa patron kızar, sonra gelicem yine sohbet etmeye..
 Kardeşim Avustralya'da yaşıyor.. Geçende onun yanına gittim, 4 ay kaldım.. Eylül'de yine gidicem.. Buraya çok yabancı geliyor tabii, onlarla konuşa konuşa 4 dil öğrendim ben.. Geçen iki Hollandalı bisikletçi geldi senin gibi.. Burada, arka tarafta kaldılar.. Sen de git gez Efes'i Selçuk'u akşama gel buraya, ne yapacaksın Kuşadası'nda..''

 Çok candan, samimi bir kadındı ablam.. İlk sorusu 'Nasılsın?' olan çalışan insan kötü olur mu hiç? Heyecanla anlattı hikayelerini.. 'İsmimi yazma, burada herkes tanır beni..' dedi.. Bilemedim.. Blogun adresini aldı, kontrol edecek.. 

 Oradan Efes'e geçtim.. Yolumun üzerinde onlarca antik kent var ama ben arkeolojiyle pek ilgilenmiyorum.. Beni heyecanlandırmıyor.. Efes'i görmek istedim.. Giriş 25, müze kart çıkartmak 30 lira.. Belki yolumun üstünde başka yerlere gitmek isterim diye kart çıkarttırdım.. 


 Tabii % 95 yabancı turist.. Tiyatronun tepesinde Kore'linin biri geldi beni buldu fotoğraf çektirecek.. Hemen muhabbet tabii.. Bütün Kore'liler gibi o da aşırı mutlu oldu.. 



 Oldukça büyük bir şehirmiş.. Gez gez bitmedi.. Her yerdeki bilgi tabelalarından tarihini de öğrendim, yine de fazla etkilenmedim.. Ama yollarında yürürken yakın zamanda izlediğim Spartacus ve oynadığım Assassins Creed oyunlarını düşünmek, kendimi oralarda gibi hissetmek güzeldi..

 Çıkışta Selçuk'a giden iki otostopçunun yanında durdum.. Bagajlarımı düzenlerken onlarla biraz konuştum.. Fransız bir çiftti.. Türkiye'de otostop hakkında biraz bilgi verdim kendilerine.. 

 Daha sonra uzun zamandır yapmak istediğim bir şey için pedallara daha bir hevesle asıldım.. Önceki bir otobüs yolculuğunda yerini tespit ettiğim at çiftliğini buldum, ablanın mekanından 1-2 km sonra.. Yaklaşık bir saat boyunca çiftliğin arka tarafındaki orman yollarında hocayla beraber at sürdük.. Hızlanma ve durdurmayı öğrendim.. İlk kez dört nala kalktığında, eyerle temasımı kaybettiğim o anda hissettiklerim inanılmazdı.. Yalnız denge önemli, ayaklar üzengiden çıkmasın..

At bana biraz küçük geldi..


 Daha önce de söylediğim gibi.. Bisiklet güzeldir, at daha güzeldir.. Bakabilecek olsam da keşke atla yolculuk yapabilsem.. Bir gün belki, neden olmasın..

 Attan inip bisiklete bindim ve Kuşadası.. Basit bir 10 km.. Şimdi tabelasını en beğendiğim oteldeyim.. Mr. Happy's Liman Hotel.. Kapıda da bir Scott dağ bisikleti olması seçimimi kolaylaştırdı tabii.. Biraz sonra sokaktaki İngiliz'e sorucam.. 'Kendi ülkendeki olimpiyatı bırakıp buraya neden gelirsin arkadaş??'

3 Ağu 2012

6. Gün Sığacık - Kuşadası'na Varmadan


 Teos-Sığacık-Seferihisar'dan Kuşadası'na 30 km kala bir koy, 56 km


 Yer yer zorlukları olan bir etaptı.. Sahil yolları böyle tabii.. Ama karşılığında müthiş manzaralar görme şansınız oluyor.. 

 Ege Ordusunun tatbikat sahasını ve Doğanbey burnunu geçtikten sonra Doğanbey, Gümüldür ve Özdere sahil yoluna iniyorsunuz.. Bu sahil boyunca dolu emekli sitesi var.. Bunların arasında çok fazla olmamakla birlikte campingler de var fakat bunlar da yine yerel halkın yazı geçirmek için yerleştiği kamplar.. Sadece bir tane, Hipo Camping, kamp gibi kamp alanına rastladım.. Sahipleri biraz yukarıdan bakan tipler ama en azından gerçek kampçılarla birlikte vakit geçirebileceğiniz bir yer.. 29 TL (dikkat 30 değil) gecelik ücreti..

 Özdere'den sonra yol bol iniş çıkışlı.. Art arda harika koy manzaraları yakalıyorsunuz ki bunlar hep büyük resort oteller tarafından kapatılmış.. Sonra o koyu gördüm.. Diğerlerine göre daha küçüktü.. Sahilinde bir işletme var gibiydi ama tam da oturmamış gözüküyordu.. Giriş kapısının hemen yanında 'Kuşadası 30 km' tabelası var.. Saat 15:30 olmuştu ve kendiliğinden gelişen bu fikre karşı koymadım.. Önce bisikleti yukarıda bırakıp aşağı indim ve soruşturmamı yaptım.. Gece kalmama izin verdiler.. 


 Harika bir deniz.. Rengi yukarıdan nasıl gözüküyorsa öyle.. Taşlık küçük bir sahili var.. İşletme içki ruhsatı probleminden dolayı biraz hayata küskün gibi.. Yarım yamalak durumda.. Bazı yerleri güzel düzenlenmiş ama tuvalet ve soyunma kabinlerinde sıkıntı var.. İşler planladıkları gitmemiş ve hazırladıkları restoran bölümü atıl kalmış.. Şimdi insanlar kendi yemeklerini getirip mangal ve piknik yapıyorlar.. Neyse ki akşama gidiyorlar ve herşey bana kalıyor.. 

 Sahilde uygun bir yerde çadırımı kurdum yine.. Biram da var.. İki de küçük köpek yavrusu, arada oynuyoruz.. Kuşadası'na gitsem merkezde bir pansiyonda oda tutacak, duş alacak, gömlek giyecek sonra da barlarda takılacaktım.. Böylesi her zaman daha iyi yalnız bir kampçı için.. Cırcır böcekleri ve dalga sesleri yeterli.. 



 Yarın Selçuk, Efes ve Kuşadası.. Belki arada bir de sürpriz olur..

2 Ağu 2012

Ara Gün ve 5. Gün..


  Alaçatı'dan Ege Aydan'la aynı yerde kahve içmenin verdiği coşkuyla ayrıldım.. Önceki iki günde 170 km yaptığım için kendime bir gün dinlenme vardim.. Sadece 4 km bisiklet sürerek Çeşme, Ilıca'ya vardım.. İşte haritası..


 Çeşme'nin en büyük plajıymış.. Plajı gerçekten çok güzeldi.. Denizi çok dalgalı ve eğlenceli.. Fiyatlar saçmalık derecesinde.. İki şezlong bir şemsiye 30 TL.. Bisikletli şortlu polislerse hayatlarından memnun..

  Bu geceki misafirim Ali abiydi.. İzmir'deki Toyota'nın en büyük bilmemnesinin şoförüymüş.. Patronunun eğlencesinin bitmesini beklerken sahilde turluyordu, beni ilginç bulup yanıma geldi.. Abartmıyorum bir saat işiyle ilgili dert yandı.. Misafirinizi seçemiyorsunuz, bazen de böylesi geliyor.. Olsun, bir gece de onun derdine ortak oldum işte.. Gece çok rahat bir kamp yaptım..


 Ertesi sabah için İzmir otobüsüne bilet almıştım.. Aynı yolu geri gitmek istemedim.. Sabah sekizde bisikleti otobüse atıp İzmir'e doğru yollandım..  Kaptana beni Seferihisar sapağında bırakması için çok dil döktüm ama 'Otobanda katiyen bırakmam.'' diye tutturdu.. İyi de olmuş aslında, orada bıraksa çok az ve rahat bir yolum kalacakmış.. Balçova'da indim otobüsten.. Bu sefer otobandan değil eski yoldan gittim.. 

 Balçova - Seferihisar, Sığacık 45 km..


 Neredeyse bütün yol dümdüzdü.. Fiziksel olarak hiç sıkıntı çekilmeyen rahat bir yolculuk oldu.. Sakin şehir Seferihisar (http://www.cittaslowseferihisar.org/index.php) denizden içeride.. Asıl turistik olan yeri Sığacık ise 4-5 km batıda.. Sığacık köyünün sadece yolları yapılmış, geri kalan herşey doğal.. Sahilinde az sayıda cafe ve dondurmacı var.. Gerçekten insana rahatsızlık vermeyen sakin sakin takılan bir yer burası.. Denize girmek içi 1-2 km daha yol yapmaya ihtiyaç var.. Antik kent Teos'a doğru ilerleyince müthiş bir koy manzarasıyla karşılaşıp frenlere asıldım.. Koya inen yoldaki bir iki özel işletmeden sonra oldukça geniş ve güzel halka açık bir sahili var.. Piknik yerleri, tuvaletler, şezlonglar.. Hepsi ücretsiz.. Plaj incecik kumlu.. Denizin rengini anlatamam, gidip göreceksin.. Suyun soğukluğu da tam yerinde.. Etrafta marketler, dükkanlar ve cafeler var ve hepsinin fiyatları normal şehir fiyatları.. Ekstra bir kazıklamaya izin verilmemiş..

 Güvenlikçilerle konuşmuştum giriş yaparken.. He bundan bahsetmedim daha önce.. Bir camping de değil de 'wild camp' dediğimiz şekilde herhangi bir yere çadır kuracaksanız çevreden sorumlu olan polis, jandarma ya da özel güvenlikçi gibi görevlilere haber verin.. Çadır kuracağınız yerin yakınındaki işletmeciyle bir temas edin.. Zararı olmaz, hatta sevinirler, yardımcı olurlar.. Yasin, yakındaki campinge gitmeme gerek olmadığını, sabah erkenden çadırı kaldıracaksam burada kalabileceğimi söyledi.. Ben de zaten erkenden Kuşadası yoluna çıkmayı düşünüyorum..