18 Eyl 2012

Yol..


 - Temmuz 27 - Eylül 14.. 50 gün.. Bunun yarısı sürüş günü..

 - 1500+ km..

 - 6 şehir, 20+ ilçe, onlarca belde ve köy..

 - En az 100 kişiyle oturup sohbet ettim, ahbap oldum.. 12 bisikletçiyle karşılaştım, fikir alışverişi yaptım.. Uzun zamandır görmediğim 5 eski arkadaşımla yolda karşılaştım.. En az 3 çocuk yapmadım ama en az 3 iyi dost edindim bu yolculukta..

 - İtalyan, İspanyol, Alman, Koreli, Japon, Kanadalı, Amerikalı, Rus, İngiliz gezginlerle tanıştım..

 - İtalyan, İspanyol ve Arap zannedildim..

 - Bolca kuru üzüm, kayısı, ceviz ve fındık yedim..

 - En çok limonata ve Ice Tea limon içtim.. 

 - En çok Kabak, Kaş, Bozburun ve Bozcaada'yı sevdim.. En az Marmaris, Kuşadası ve Didim'i..

 - Yolda daha çok 06 plakalılarla sıkıntı yaşadım..

 - Önceden tanıdıklarım 'Çok yanmışsın' dediler, yeni tanıştıklarım olduğum gibi kabul ettiler..

 - En çok Kabak'da insan sevebildim.. En çok orada egodan uzaklaşılabildiğini gördüm..

 - Sadece Kelebekler Vadisi'nde gece denize girdim..

 - Güneş bir tepenin ardına saklanırken ayın bir başka tepenin arkasından yükselişine şahit oldum..

 - Rüzgarın bisikletçinin en büyük düşmanı ve dostu olduğunu anladım..

 - Buff takmadan da gezgin olunabildiğini gördüm..

 - Yola çıkmak için çok fazla ekipmana ve paraya gerek olmadığını, kırık bir kafa ve sağlam bir yüreğin yeterli olduğunu gördüm..

 - Suç ve Ceza'yı okudum.. Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü hep okuyorum..

 - Kendini değerlendiren insanların gözlerindeki parıltıyı gördüm..

 - Yalnızlığın bir lütuf olduğunu Gelidonya Feneri'nde tekrar gördüm..

 - Sevişmenin, doğal yaşamın içerisinde kendiliğinden gerçekleştiğinde ne kadar doğal, güzel ve normal olduğunu, şehirde yaptığımız tepişmelerin ise sadece güç istenci kaynaklı ego savaşları olduğunu iyice bir gördüm..

 - Çocuklarla maç ettim..

 - Yola çıkmadan önce kemerin 3. deliğindeydim şimdi 5 (yazıyla beş)..

 - Bir şortum heba oldu, helal olsun..

  Sezgin, Merih ve Polat başta olmak üzere bu yolculukta tanıştığım tüm kafası güzel insanlara, beni devamlı destekleyen kuzenim Özlem, dayım Serkan ve bisikletçi dostum Ersin'e çok teşekkür ederim.. 

 Bu yolculuk yeryüzünde yapılacak yolculukların ilki, başlangıcıydı.. Asıl yolculuk kafamın içinde.. Daha hiç bir şey olmadı, bitmedi.. Yok edilmesi gereken ego hala orada duruyor.. Yolun başındayım ve uzun süre daha yolda olmam gerektiğini biliyorum.. Önemsememem gerektiğini söyleyenler çıkacaktır ama geçmişimle yüzleşmek ve geçmişimin sevgisini tekrar kazanmak benim için şu an önemli.. Bunun için yolda olmaya devam etmeli, var olmak istediğim noktaya doğru ilerlemeli, gelişmeliyim.. Yeni yolculuklarda görüşmek üzere..

 eray..




S.S.S. ya da F.A.Q..


 * Zor olmuyor mu?

   - Oluyor..

   - Evet, zor oluyor ama evde oturmak daha zor..

   - Bazen hiç zor olmuyor..

   - Evet zor oluyor ama oluyor..

   - Zaten zor olması gerekmiyor mu?

   - Oluyor.. Ama senin işin de zor.. Değil mi? Kime sorsan işi zordur.. Sırf karşılığında para veriyorlar diye o zorluğa katlanmanız makul, mantıklı ve normal oluyor.. Bana para vermedikleri için benim 'katlanmam' saçma oluyor.. Demek ki zorluğu maddi karşılığa göre değerlendiriyorsunuz.. Bu değerlendirmede sizce de bir sakatlık yok mu?

* Tek başına mı geziyorsun? Sıkıcı olmuyor mu? Birini bulamadın mı?

   - Genel olarak yalnız olmakla ilgili bir problemim yok.. 'Hayattaki en büyük korkum yalnız kalmak' diyen insanlardan değilim.. Aksine yalnızlık bana hep uygun gelmiştir.. 

 Bu yolculuğumu özellikle yalnız yapmak istedim.. 'Yolculuk yalnız yapılır.' diye bir kuralım yok.. Belki bir gün birileriyle çıkabilirim yola.. Ama bu yolculuk öyle değildi.. O yüzden kimseyi de bulmaya çalışmadım benimle gelsin diye..

 Hayır hiç sıkıcı olmuyor.. Bir kez bile 'şimdi ne yapsam, off, puff!!' diye düşünmedim.. Her gün rüzgar farklı esti, güneş farklı battı, doğdu, ay başka bir açıyla yükseldi.. Değişik kuş sesleri duydum, dalgaların şiddeti farklıydı.. Tüm bunların, yani Doğa'nın içinde varolmanın dayanılmaz hafifliğini, coşkusunu yaşamaktan nasıl fırsat bulup da sıkılabilirim ki..

* Biz bakkala bile gitmiyoruz bu sıcakta, sen nasıl bisiklet kullanıyorsun?

   - Burada övünülecek bir durum yok aslında.. Yola çıkarken aklımdan geçen mantıklı plan sabah 6-11 arası pedalladıktan sonra öğleden sonra 3-4'e kadar mola vermek, ardından hava kararana kadar tekrar pedallamaktı.. Ama bunu bir ya da iki kere uygulayabildim.. Disiplinsizlikten dolayı hiç erkenden kalkıp yola koyulamadım ve yolculuğun büyük kısmında öğlen sıcağında da pedalladım.. Sonraları buna da uyum sağladım.. 

* Tekerleğin patlayınca ne yapıyorsun?

   - Yol boyunca sadece bir kez başıma geldi.. Bir günde iki kez patladı arka tekerleğim.. Yaptığım yamalar işe yaramadı.. Yola sıkıntıyı azaltarak devam etmek istiyorsanız kaliteli iç dış lastik kullanın ve yanınıza mutlaka yedek iç lastik alın..

* Bisiklet ne durumda?

   - Bagajım fazla yük ve kötü yollara girmem sebebiyle kırıldı.. Tamir edildi ama yine de yolun sonunu zor getirdi.. Bagajı bisikletten ayrı düşünmek gerekirse bisikletin kendisinde sürüşü zorlayacak hiç bir sorun çıkmadı.. Viteslerde hiç sorun çıkmadı.. Frenleri iki kez sıkıştırmak gerekti o kadar..

* Nerelerde kalıyorsun? 

   - Çadırı ve matı sırtımda taşıdığım için mümkün oldukça onları kullanmaya çalıştım.. Yolculuğun büyük çoğunluğunda çadırda kaldım.. Bunların yine çoğunluğu da campinglerdeydi.. Toplamda bir hafta kadar yalnız kamp attım.. Bir sonraki turumda bunu arttırmaya çalışacağım.. Otel, hostel ve pansiyonlarda kaldığım da oldu..

* Geceleri bisiklet kullanıyor musun?

   - Yol almak amacıyla değil zevk amaçlı olarak pedalladım bazı gecelerde.. Bozcaada'da mesela.. Aslında sıcaktan kaçmak için mantıklı gibi gelse de kulağa, manzarayı göremedikten sonra yol almanın da benim için çok değeri yok..

* Ne iş yapıyorsun normalde? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?

   - Maalesef bu soruları çok duydum.. Bu sorular bana kendimi izdivaç programında gibi hissettiriyor.. Ne demek 'normalde'? Benim normalim bu zaten.. Yolda olmak.. En iyi yaptığım iş bu.. 

    

15 Eyl 2012

Bu Yolculuğun Şarkıları..


Bulutsuzluk Özlemi - Sözlerimi Geri Alamam



Bülent Ortaçgil - Değirmenler


Bülent Ortaçgil - Bozburun


Into The Wild Soundtrack - Society


Assos -Ayvalık..


 Assos - Ayvalık, 106 km..


 Çayımı bitirir bitirmez yenisini getiren Serkan Abi'nin sigara börekli ve omletli kahvaltısından sonra 09:30 gibi yola çıktım.. Assos'a inen o taşlık yolu zorlansam da tek pedalda çıktım.. Ondan sonrası zaten Ayvalık'a kadar düz..

 Yol yapım çalışması varmış bir yerde, sağolsun bana izin verdiler, yine girdim mıcırlara..

Kavun ikram eden insan hiç kötü olurmuymuş..

 Küçükkuyu'ya kadar yol bozuk ama denizin kenarından sürmesi çok keyifli.. Ondan sonra da trafiğe giriyorsunuz ama yollar çok düzgün yapılmış.. Altınoluk'ta bir klasik daha.. Sahilde çeşmede serinleme ardından çay bahçesinde beslenme.. 

 Altınoluk'tan sonra Akçay'a giderken bir bisikletli yakaladı beni arkadan.. Akçay'a kadar birlikte sürdük.. Cenk'de ömrü bisikletin üstünde geçenlerden.. Körfez civarında olduğum sürece yolumuz tekrar kesişecek belli ki..


 Dediğim gibi yolun çok büyük kısmı düz bugün.. O yüzden 106 km yapmakta bacaklarım ve ciğerlerim hiç zorlanmadı.. Ama boynum, oturduğum yerlerim ve özellikle sol omzum gün sonunda fena ağrıyordu..

 Batıya doğru son kilometrelerde şarkılar ve duygular.. Bir yolculuğun, ilk büyük yolculuğumun sonu.. 


 Sürüş günlerinde geçtiğim toplam yol 1483 km.. Kaldığım yerlerdeki gezmelerimle beraber düşününce herhalde yuvarlak 1500 km demem yanlış olmaz.. İlk yolculuğum için oldukça iyi bir mesafe imiş yolda karşılaştığım bisikletçi dostlarıma göre de.. Rakamlar bir yana içerisinde yaşadıklarım, tanıştığım insanlar ve bir parçası olduğum hikayelerle birlikte benim için gerçekten büyük bir yolculuktu.. 

 En önemlisi, önceden 'HAYAL' olanlar artık yapılabilirliğine inandığım 'GERÇEK'ler.. Önce Türkiye'de daha büyük ve zorlu bir tur, ardından da yurt dışı.. Her şey yapılabilir.. Kendine inan, sahip olduğun hayatın hakkını vermek için uğraş ve hiçbir şeyi erteleme.. 

Yoksa rüyalarına girerim..

Bozcaada - Assos..


 Bozcaada - Assos, 64 km.


 Nasıl başardım bilmiyorum ama yine kayboldum ve Tuzla'dan içeri girerek istemeden de olsa yolu kısaltmış oldum.. Kendimi yine toprak ve taşlık yollara soktum.. Ama görmediğim köyleri görmüş oldum bu sefer de.. 

 Geyikli, Dalyan ve Tavaklı İskelesi her zaman keyifle bisiklet sürülecek yollar.. Ardından girdiğiniz köy yolları da öyle aman aman zorlayıcı değil.. Gülpınar üzerinden gidebilseydim iyiydi ama neyse, artık bir daha ki sefere.. 

 Bozcaada'dan 12:00 feribotuyla ayrıldığım için Assos'a varmam yine akşam saatlerini buldu.. Aristo'nun elini kırmışlar ama yine de mağrur bir şekilde beni bekliyordu.. 


 Aşağı iniş zorluydu.. Taş yollar iyi güzel de halihazırda iyice kırılmış olan bagajım son nefesini verecek diye çok korktum.. Hera Beach Camping'i daha önceki bir ziyaretimde tespit etmiştim.. Sahilde güzel düzenlenmiş bir camping.. Sezon fiyatları uçukmuş.. Dedim 'böyle olmaz, ben o paraya yemek kahvaltı dahil kalıyorum'.. Neyse makul bir fiyatta anlaştık.. Zaten sezonu kapatmış çadırları topluyorlardı.. Lavabolar farklı yalnız..



 Soldaki kırmızı beyaz çizgili çadırda kaldım.. Benim çadırın çıtaları iyice kırıldı.. Emekliye ayırabilirim.. Ayırmayabilirim de..

 Gece çoraplı sandaletli halimle Assos'un zengin-seçkin müşterilerinin arasına daldım, dondurma yedim.. Bana bir haller gelmiş..

 Yarın sabah yolculuğumun son sürüş gününe başlayacağım.. 100 km ve.. Erken yatayım..

Bozcaada..


 Yol boyunca Bozcaada'ya hiç gitmemiş bir çok insanla tanıştım.. O yüzden 'Bozcaada'yı anlatmaya gerek yok, çok popüler bir yer.' diyemeyeceğim..

 Bir kere ana konumuzdan fazla uzaklaşmadan hemen belirteyim, ada bisikletle gezmek için çok uygun bir yer.. Kadın erkek fark etmez, herkes keyifle adada bisiklet sürebilir.. Kendini yormamak adına iki güne yayılan bir program yaparak adanın neredeyse her tarafını bisikletle gezebilirsiniz..

 Bozcaada denilince akla ilk gelen şarap sanabilirsiniz.. Ama bir bisikletçinin şaraba ulaşmak için rüzgarla mücadele etmesi gerekiyor önce.. Rüzgar sen güzelsin, iyisin, hoşsun da.. Neyse, sana alışmak, kabullenmekten başka seçenek olamaz.. Doğanın sert yüzü rüzgar..

 Ada Camping'e yerleştikten sonra yemek için çadırımdan aşağı inerken çadırlarının başında yemeğe hazırlanan 3 bisikletçi gördüm.. Onur ve Mustafa İstanbul'dan bisikletlerini otobüse atıp adaya gelmişler.. Asıl planları güneye doğru yola devam etmekmiş.. Ama adada takılıp kalmışlar.. Ada'nın böyle bir etkisi olabiliyor.. 



 Diğer bisikletçi ise Polat.. Polat çok iyi bir kampçı.. Kap kaçağı hazır, yemeğini, kahvesini kendi pişiriyor.. 6 yıllık Trek'iyle bazı turlar da yapmış.. Benzer hikayelerimiz ve bakış açılarımız vardı, dolayısıyla birlikte bisiklet sürmekten keyif aldık.. 









 Polat'la bu yolculuğumun sonunda karşılaştım.. Başında olmasından daha iyi oldu gibi geliyor bana.. Bu tip tesadüfleri seviyorum.. Çok sohbet ettik ve bilmediğim şeyler öğrendim.. Bilmediklerimi öğrenmek, özümsemek için daha çok uzun süre yolda olmam gerektiği konusunda ikna oldum.. 

 Hikayeleri olan bir adasın sen Bozcaada.. Her sene daha fazla lüks araba inse de o feribotlardan sen benim adamsın ve her zaman ilham ve şevk veriyorsun.. Bir sonraki görüşmemize kadar kendini çok da yalnız hissetme..

10 Eyl 2012

Çanakkale - Bozcaada..


 Çanakkale - Bozcaada, 55 km..


 Yolculuğumun bonus bölümündeyim.. Haftasonunu Çanakkale'de dostum Serkan Uslu ile birlikte geçirdim.. Çanakkale en sevdiğim, en çok uğradığım şehirlerden biri.. Gelibolu yarımadası, Kilitbahir, Bozcaada, Assos,  Kabatepe, Güzelyalı, daha görmediğim Gökçeada gibi görülecek, gezilecek, hayat geçirilecek bir çok güzel yeri var.. 

 Şakir'deki klasik kahvaltıdan sonra bisikletçi Murat abiye uğradım, yıpranmış bisikletime bir göz attı, küçük ayarlar yaptı, para da istemedi.. 

 55 km'lik yolun en göz korkutan kısmı İntepe rampası.. Ama şansıma bugün ve önümüzdeki 3 gün rüzgar hep arkamdan esecek.. Rüzgarla birlikte ,düzeltilen yollar sayesinde pedallamak oldukça kolay ve zevkliydi.. Çok rahat bir sürüş günü oldu, doğru düzgün terlemedim bile.. 

 Bozcaada'ya feribotla geçişin her zaman gülümseten bir tarafı var.. Boz bir ada da olsa, Bozcaada içinde barındırdığı yaşam ihtimalleriyle her zaman ilham veren bir ada.. Belki de sahip olduğumuz tek ada.. Merkezdeki çay bahçelerinde kahvaltı, Ayazma sahilinde buz gibi denize girmek, yel değirmenlerinin dibinde gün batımını şarap ve üzümle izlemek, akşam vakti merkezdeki lokantalarda rakı balık yapmak, ardından Polente'de cila biraları, ve gecenin sonunda Ayazma sahilinde yıldızları saymak.. Bunlar benim bugüne kadar yaklaşık 10 kez geldiğim Bozcaada'daki ritüellerim.. Ama yeniliklere de açık olmak, onları aramak da lazım.. 

 Burada adanın arkasında, Ayazma sahiline yakın Ada Camping'de kalırım.. Adadaki tek camping zaten burası.. Çadır 25, kendi çadırın 15.. Sahile bisikletle 4-5, yürüyerek 15 dakika.. İki gece kalmayı planlıyorum.. Yarın adanın etrafını turlayacağım.. Fotoğraf çekmeyi unutmam umarım..

7 Eyl 2012

6 Eyl 2012

Çıralı - Antalya..


 Çıralı - Antalya, 82 km..


 Çıralı sahilden Antalya yoluna kadar olan 7 km'lik tırmanış orta zorlukta.. Yine 'çıkamazsın, yapamazsın' diyenler oldu ama insanlara kulak asmamak gerekiyor artık.. Durumları, şartları bilmeden konuşuyorlar.. Hatta daha da ileri gidip şöyle söyleyeyim, yapamamanı isteyenler bile var, gözlerinden anlıyorsun.. 

 Bu tırmanıştan sonra ana yoldan Antalya'ya gidiş sıradan.. İnişler çıkışlar var ama zorlayıcı bir şey yok.. Yolun kalitesi zaman zaman o kadar iyi ki rampaları yüksek viteslerle bile tırmanabiliyorsunuz.. 

 Antalya'ya 30 km kala tabelayı gördüm..


 Kalan yolda riskli denebilecek 2 tünel var.. Özellikle ikincisi uzunluğu ve darlığından dolayı dikkat edilmesi gereken bir tünel.. 

 Öğleden sonra 15:00'da kale içinin girişindeki saat kulesine dokundum.. Yüzümde gülümsemeyle kuleye yaslandım, suyumu içtim.. Bu turun bittiğini orada hissettim.. Sona yaklaştığımı hiç hissetmeden sürmüşüm bisikletimi son günlerde, hatta bu sabahtan beri de farkında değildim bugün bu turun biteceğinin.. Sanki hep devam edecekmişim gibi hissediyorum.. Ve sanırım öyle de olacak bundan sonra.. 

 Duygusal yolculuk değerlendirmesini başka bir posta bırakıyorum.. Aslında bu yolculuk tam olarak bitmedi daha.. Albümün sonundaki bonustrack gibi, konserin sonundaki bis gibi birşey yapacağım önümüzdeki günlerde.. Çanakkale'ye geçiyorum otobüsle.. Oradan üç günlük sürüşle Bozcaada, Assos, Ayvalık rotasını takip ederek bitireceğim bu ilk büyük turumu.. 

 Antalya'da beni ağırlayan eski dostum Ruhi Serkan Alban ve eşi Ayşegül'e teşekkür ederek kapatalım bu postu da..



4 Eyl 2012

Gelidonya, Adrasan, Olimpos, Çıralı..


 Gelidonya - Çıralı, 45km..


 Sabah erkenden bıldırcın avcılarının tüfek sesleriyle uyandım.. Kısa bir kahvaltıdan sonra yola koyuldum.. Likya Yolu patikasından aşağı inişin bir kısmını bisikleti sürerek yaptım.. Daracık yolda tehlikeli ve aşırı zevkli.. Karaöz'e gelmeden bir Likya Yolu yürüyüşçüsü ile daha karşılaştım.. Moritz..



 Karaöz'de önceki gün alışveriş yaptığım marketi işleten aile kahvaltı da veriyormuş.. Basit ama işlevsel kahvaltı için gönlünüzden geçeni verin.. 

 Bugün yolum köy ve dağ yolları.. Çıkışlar zorlu, inişler kötü yolda daha da zorlu.. Ama zordan korkacak olsak evde otururduk değil mi? :))

 Adrasan beklediğim ve duyduğum kadar etkileyici çıkmadı.. Fazla kalabalık.. Sahil boyunca işletmeler.. Sıradan gibi geldi bana ne bileyim.. Başka türlü birşey benim aradığım.. 

 Adrasan'dan Olimpos tatlı bir 10 km.. Olimpos'u herkes biliyor zaten artık.. Anlatmaya gerek yok.. Arabalara yol vermem gerekti, o kadar söyleyeyim..



 İlk başta geceyi Olimpos'ta geçirmeyi düşünmüştüm.. Kalacak 2-3 tanıdık yerim bile vardı.. Ama ören yeri girişindeki çalışanlarla konuştum.. Tek başımaysam beni bisikletimle içeri alabileceklerini söyledi.. Ben de planımı değiştirip geceyi Çıralı'da geçirmeye karar verdim.. Çünkü Çıralı'ya yoldan gitmek 20 km iken Olimpos'un taşlık sahilinden 1 km yürüdükten sonra da Çıralı'ya ulaşılabiliyor.. Ben de hem Çıralı'yı tekrar görebilme hem de bir günde Antalya'ya ulaşabilme amaçlarımı gerçekleştirmek üzere sahilde bisiklet itmeyi göze aldım.. 

 Çıralı'nın uzun sahilinde yine bir çok pansiyon ve bungalow işletmesi var.. Aradan tabelası en güzel olan campingi seçtim.. http://www.elifcamping.com/ Diğer işletmelerin genel havasının dışında, özel bir yer.. Çadır, kahvaltı 20 lira.. 

 Bu gece buradayım, yarın sabah erkenden kalkıp 80 km'lik Antalya yoluna çıkacağım.. 

Finike - Gelidonya Feneri..


 Finike - Gelidonya Feneri, 36 km.



 Finike'den çıkışım yine geç oldu.. Kahvaltı ettiğim pastanede internet varmış, ben de önceki postları yazmak için uzunca bir süre uğraştım.. Bugünkü yolum fazla uzun ve yorucu olmadığından oyalandım diyebilirim.. 

 Haritada da gördüğünüz gibi Mavikent'i geçene kadar dümdüz bir yolda sürdüm bisikletimi.. Mavikent büyük bir belediye olmasına rağmen yolu yok.. Gördüğüm en ıssız köyün bile yolları daha iyiydi.. 

 Gelidonya'ya giden yol Karaöz'de bitiyor.. Haritada yukarıdaki mavi işaret Karaöz'deki son marketi gösteriyor.. Buradan sonra yol yine toprak ve taşa dönüşüyor.. Gelidonya Feneri'ne 8 km daha var.. Bu yolun 6 km'si bisiklet sürülebilen toprak yol.. Aslında ince tekerlekli tur bisikletiyle girmemek gerekir ama ben ne yaptım, tabii ki girdim.. Son 2 km ise Likya Yolu.. Yani patika.. Bisikleti bu yolun başında bırakmaya hazırlanırken yukarıdan scooter'ı ile inen bir çift gördüm.. Kendileriyle biraz konuşunca bisikleti fenere kadar çıkarabileceğime ikna oldum.. Yaptım, evet, bu bisiklet Gelidonya Feneri'ni gördü.. Doğru mu? Hayır.. Havalı mı? Hayır.. Ama gözümün önünden ayırmak istemiyorum onu.. 

 Çıralı'dan scooter kiralayarak gelen bu çiftin haricinde tek başına yürüyen yaşlı bir İngiliz teyzeyle karşılaştım.. Nereli olduğunu sorduğumda cevap vermek için biraz düşünmesi gerekti.. Sabah 5'ten beri yürüyormuş ve kafa gitmiş.. Fenere varmadan 500 metre önce ise 3 adamla karşılaştım.. Biri İngiliz'e, biri Rus'a diğeri de İtalyan'a benziyordu.. Fıkra gibi geziyorlardı.. 

 Ve Gelidonya Feneri.. Ömrümün bir gecesini orada, fenerin hemen yanı başında geçirdiğim için.. Bulamıyorum.. O kelimeler bende yok.. 


 Buradan bakınca baştan birinci ve ikinci binaların arasında su deposu var.. En sağdaki adanın hizasındaki ağacın altında da bir çardak yapılmış.. Gece 11'e kadar o çardakta uyukladım.. Yemeğimi yedim, sigaramı içtim.. Kızıl ay solumdan doğdu.. Ayın aydınlığında fener daha bir haşmetliydi.. Nedense orada kendimi birçok yerde olduğumdan daha güvende hissettim.. 

3 Eyl 2012

Kaş - Finike..


 Kaş - Finike, 76 km..


 Kaş'ın çıkışında 5,6 km'lik tırmanış ilk başta biraz moral bozuyor ama artık biliyoruz, bunun bir de inişi var.. Tırmanış oldukça uzun sürüyor fakat kritik noktalardaki çeşmeler hayat kurtarıyor.. 

 Dağların tepesine çıktığını görüyorsun, daha fazla tırmanış olamaz diyorsun ama her zaman bir rampa daha vardır.. Ama sonunda 13,8 km'lik iniş tabelasına vardım.. Durdum ve biraz baktım o tabelaya.. Gözlerim doldu.. Ben böyle güzel bir tabela görmedim daha önce.. 

 Demre'ye iniyor bu 13,8.. Evet bacaklar ve ciğerler rahatlıyor bir süre ama ya kollar.. Kollarımın acısından mola vermek zorunda kaldım.. Demre varla yok arası.. Tam var gibi değil yani.. Belki de pazar günü olduğundan.. Yukarıdan baktığında bembeyaz bir delta.. Her yer sera.. Şehir merkezinde kimsecikler yok.. Noel Baba'da evde yoktu.. 

 Beymelek'teki gölün etrafını da dolaştıktan sonra tekrar virajlı sahil yoluna ulaştım.. Ben çok sevdim bu yolları.. Arabayla giderken insanların midesi bulanır ya.. Ne kadar yazık.. Bu güzel yolun keyfini çıkaramazlar.. 

 Demre - Finike arasında o virajlara sebep olan bir çok küçük koy var.. Bunlardan en az 10 tanesine inilerek denize girilebiliyor.. Daha çok yöre halkının rağbet gösterdiği bu koylardan bazıları geceyi geçirmek için çok uygun gözüktü.. Yemek ve suyu ayarlayıp yatıya kalmak lazım.. Hele biri var ki onu öyle hepinizle paylaşamam.. :))

 Finike'ye girmemle çıkmam bir oldu.. Küçük bir yer.. Buralar artık yabancı turistin pek bulunmadığı, yurdum muhafazakar insanının yaşadığı yerler.. Finike'nin Sahilkent çıkışında Sahil Cafe var.. Fiyatları çok ucuz, çimenlerinde paçalı horozlar ve kazlar volta atıyor.. Hemen yanı başında uzunca bir sahil başlıyor.. Buradaki ağaçların arasına kurdum çadırımı ve neredeyse 10 saatlik güzel bir uyku çektim.. 

 Sabah uyandığımda çadırı toplarken Rus Alex ile tanıştım.. '33 günde Likya yolunu tamamladım, şimdi burada tatil yapıyorum.' Senin gönlüne sağlık be Alex'im..

Kaş..


 Uzun zamandır gitmediğim, görmeyi sabırsızlıkla beklediğim Kaş.. Uzaktan gördüğümde şevkle pedallara asıldığım Kaş..

 Coğrafi olarak büyümüyor belki ama insanlarının açgözlülükleri, fırsatçılıkları hızla büyüyor.. Kaş'ta her şey diğer turistik yerlere göre %40-50 daha pahalı.. Kaş Camping'de kaldım 3 gece.. Camping değil beach club olmuş zaten burası.. Çadır 20 lira.. Çok güzel yapılmış bungalowları 60-160 arası değişiyor.. Bütün sene açık..

 Okuldan arkadaşım Seçkin 11-12 yıldır Kaş'ta yaşıyor.. Hem yamaç paraşütü pilotluğu hem de dalgıç eğitmenliği yapıyor.. Okula cross motoruyla gelirdi.. İlk muhabbetlerimiz o zaman başlamıştı.. Şimdilerde uçmaya yönelmiş.. Kışın daha önce de gittiği Nepal'e tekrar giderek uçuş çalışmalarına devam edecek.. Yerinde duramayan adamlardan.. 

 Bir yere yerleşmek mi yoksa hiç yerleşmemek mi? Belirsizlikler, maddi kaygılar, doğru yer ve zaman meselesi.. Kaş, geçtiğim yerler arasında benim şu an ki ruh halime göre en uygun yer gibi görünüyor.. Yerleşmek derken tabii istasyon anlamında.. Bir yerde kalıcı olmak, bağlanmak şu an en son düşündüğüm şey.. Yola devam ettikçe gelecek yol ve tur planları da şekillenmeye başlıyor.. Kaş'a yerleşmiş, birlikte vakit geçirmekten, muhabbet etmekten mutlu olacağın bir çok kafası güzel insanla tanıştım.. Kabak'ta hissettiğim duygunun daha yerleşik hali diye anlatmaya çalışayım.. Ayrıca Kaş'ın Kabak'a ve bisikletle, motorla yolculuk edilecek güzel noktalara yakın olması, yüzmek ve dalmak için harika bir denizinin olması, kışın dahi sıcak olması.. Bir istasyon için her şey uygun gözüküyor.. 

2 Eyl 2012

1000..



 İlk 1000 km..

 Nice 1000 km.'ler daha geçeceğiz seninle.. Ve sen yok olacaksın..

Patara - Kaş..


 Patara - Kaş, 44 km..

 17. sürüş gününün sonunda pedallanan mesafe : 1016 km..


 Patara'dan çıktıktan sonra Kalkan'a kadar uzun ama dik olmayan bir tırmanış var.. Kalkan'ı geçip de sahil yoluna vardıktan sonra ise Kaş'a kadar her şey çok güzel.. Uzun zamandır beklediğim o virajlı sahil yollarına sonunda kavuştum.. Hemen sağında, yanı başında derin mavi seni içince çekerken yolda kalmak.. 'Bu sıcakta zor olmuyor mu?' diyorlar.. Oluyor.. Ama güzel de oluyor.. Zor olunca güzel de oluyor.. Güzele ulaşmak kolay olsaydı güzel yine de güzel olur muydu? Güneşin orada, o dakika, o açıyla önce denize sonra da gözlerime girmesi.. Bu güzelliğin orada var olduğunu bilerek evde oturmak daha zor değil mi?

Fotoğraf makinesini şarj etmeyi hep unutuyorum.. Belli ki ben o adam değilim.. O yüzden alın size şarkı..

31 Ağu 2012

Kabak..


 Yolculuğa başlamadan önce Kabak'ta bir hafta kalmayı düşünüyordum.. 5 sene önce gittiğimde sadece bir gece kalabilmiştim.. Bu sefer Kabak'ı yaşamak istiyordum.. Sekiz gece kaldım ve Kabak'ın farkını biraz da olsa anlayabildim.. 

 Kabak'ta beş sene önce 5-6 camping varken bu sayı şimdilerde 15-16.. Kalacağım campingi eski ev arkadaşımın tavsiyesiyle önceden belirlemiştim varmadan önce.. Varmak derken bahsetmeden geçmeyeyim.. Kabak Köyü'nden koya iniş normal arabalarla yapılamıyor.. Arabayı köyde bırakıp kamyondan bozma jiplerle aşağı indiriliyorsunuz.. Bir hafta boyunca bisikletimi gözümün önünden ayıramayacağımdan kum, toprak ve kayalardan müteşekkil yolu inmeye çalıştım fakat ne mümkün.. Ancak yarısını bisikletin üzerinde inebildim.. Benden iki gün sonra gelen dağ bisikletli arkadaş için yüksüz iniş çok keyifliymiş fakat benim için yıpratıcı oldu.. 

 Gemile Camping.. Koyun en büyük alana sahip campingi.. Çeşit çeşit, boy boy bungalowlar.. Çadır 50, kendi çadırın 45.. İşletmeci Selçuk ve Meral süpersonik insanlar.. Meral en son 'Kendi hesabını kendin çıkar.' dedi.. Osman abinin yemekleri yemeniz lazım.. 'Güzel'i, 'harika'yı kelime olarak kabul etmiyorum.. 

 Yine aynı arkadaşımın anılarından ve Facebook fotoğraflarından Mustafa'yı biliyordum.. Mustafa tek başına dağlarda yaşayabilen, doğayla bütünleşmiş bir adam.. Ben onun Gemile'de çalıştığını sanıyordum fakat o da bir müşteriymiş ve tesadüfe bakın ki benden bir kaç saat önce varmış Gemile'ye 10 günlük tatilini yapmak üzere.. Tesadüfe inanıyorum.. 

 Mustafa, insanları organize ederek karşılık beklemeksizin Kabak Koyu'nda görülecek yerlere götürüyor.. İkinci gün hemen şelaleye çıktık, daha sonra Cennet Koyu ve mağara yürüyüşleri yapıldı.. Mustafa'nın doğayı algılayışı ve yaşayışı her soruya verdiği cevapta kendini gösteriyor.. Cümleleri geçiştirmiyor, derinine inerek hakkını veriyor..



 Kabak'ta sosyalleşememek imkansız gibi.. Campinglerde kahvaltı ve akşam yemekleri birlikte yendiğinden mutlaka insanlarla tanışıyorsunuz.. Zamanınızı birlikte geçirip geçirmemek size kalmış tabii.. Birçok güzel insanla tanışıp çok keyifli günler geçirdim.. 

 Kabak'ta kimse birbirine karışmıyor dersem yalan olmaz.. Olumsuz ruh halinde olup başkalarına müdahale edenler kendiliklerinden topluluk dışına çekilmek durumunda kalıyorlar.. Kısaca şöyle söyleyeyim, herkesin kafası güzel.. Sabahtan akşama kadar, huzur arayan, aşırı eğlence ve ilişki peşinde koşmayan, doğayla beraber mutlu olan, izmaritlerini pet şişelere toplayan insanlarla birlikte vakit geçirmek..

 Gevende, yeni açılan, köye yakın Nena'da iki gece üst üste konser verdi.. Sahnesi ay ve mehtaptı.. İsmini çok duyup dinlemediğim bu grup beni çok şaşırttı.. Dikkat ve takip edelim.. Bir sonraki gece de Gemile'de çaldılar.. Yine sonradan öğrendiğim kadarıyla ünlü ve yetenekli bir müzisyen olan, bizimle şelaleye gelip takılan, Gemile'de her gece çalan Bilal Karaman'ın ricasını kırmamışlar..



 Kabak şimdilik kurtarılmış bir bölge..  Daha ne kadar böyle gidecek bilemiyoruz.. Şimdiden çok kalabalıklaşmaya başladı.. Fırsatımız varken yaşamamız ve daha fazla yaşayabilmek için onu elimizden gelen her şekilde korumamız gerekiyor.. Sevdiğin ve yaşamaya doyamadığın güzellikler için korkmadan savaşmayı öğreniyorum bu yolda, en çok da kadınlardan.. 

 Mustafa,  Schopenhauer okuduğu ve anladığı için muhabbete hak kazanan Zeynep, hızlı Johnny Depp Fatih, tek tabanca kemanist Nazlı, müzik sistemiyle gün ve gecelerimizi şenlendiren Jason Statham Sefer, 'Birinci emir Facebook şifreni kız arkadaşına kaptırmayacaksın.' diye kaya üzerinden halka seslenen Üzeyir,  kopuz üstadı Kazım Abi, Avusturyalı Onur, 23 yaşında gözüken ama benden büyük olan Mustafa'nın kardeşi Sinem, şelaleye tırmanırken ayakkabısının tekini geride bırakan Sindirella Çağla, onu kıskanıp 'Bana da Pamuk Prenses derler.' diyen, elma yiyip bayılan Nergis, Dublin'den kopup gelen Özlem, fotoğraf makinesi boynundan düşmeyen Zeynep, dudağında çıkan uçuğu kendine dert edinen, kafası her daim güzel, tatlı deli Vedide, Kadıköy'ün eski metalcilerinden kızıl Murat, batının en hızlı ve sert sallayan ve gömen kadını Janja..

 Kabak biraz askerlik gibi.. Devre arkadaşların var.. Onlar gidince Kabak da bitiyor.. Senin de gitme zamanın geliyor.. Yoksa kendini tekrar etmeye başlıyorsun.. Zaten yol da çağırıyor..






Güzel Gülen Gözler..


 Nadiren karşınıza çıkarlar.. 'Beautiful Smiling Eyes' da derim ben.. 

 Yol boyunca bir çok güzel bacak, vücut, elbise, kalıp, maske gördüm.. Ama nadiren, çok nadiren güzel gülen gözlere rastladım.. Bazen bir kadın bazen bir erkek.. Cinsiyetten bağımsızdır gözlerdeki o parlaklık, canlılık.. Hayata karşı duyulan o sevgi kendini belli eder bakışlarını kaçırmayan gözlerde..

 Bazen bisikletimi tamir etmeme yardımcı oldular, bazen arabanın camını açıp yüreklendirmek için seslendiler, bazen mehtabı, birayı, sigarayı paylaştılar.. Konuşurken içten, samimi, dürüst ve yalansız oldular.. Daha yeni tanışmamıza rağmen gerçeği yüzüme vurmaktan çekinmediler.. Oyun oynamadılar, hayatı yaşadılar.. 

 Sağolsunlar onlar da beni sevdiler, ama henüz onlar kadar güzel güldüğümü sanmıyorum.. Aynada görünende hala sıkıntı veren birşeyler var.. 1000 km'yi geçtim ama güzel gülen gözlere ulaşmak için çok daha uzun süre yolda kalmam gerekiyor..

30 Ağu 2012

Kabak Koyu - Patara..


 Kabak Koyu - Patara, 60 km.


 Kabak Koyu yolun sonu olduğundan yola tekrar dönmek için Faralya Köyü'ne kadar geri gitmeniz ve oradan Karaağaç Köyü yoluna girmeniz gerekiyor.. Bu yol ilk başta normal asfalt olsa da kısa süre sonra taş ve toprak yol oluyor.. 10 km'lik bu bölümün çoğunu bisiklet elimde yürümek zorunda kaldım.. Yolu kısaltmak için yaptığım bu seçim çok zaman kaybetmeme yol açtı.. Yolun bir noktasındaki köprü çalışması bitmediğinden arabalar bu yolu kullanamıyorlar henüz.. Ben köprünün üzerindeki dar tahtanın üzerinden geçtim dikkatlice.. 

 Karaağaç köyünden sonra Patara'ya kadar neredeyse hep indim ya da düz yolda sürdüm bisikletimi.. Aslında bugün Kaş'a varmayı planlıyordum ama hem Kabak'tan geç çıktım hem de bu yolda mümkün değilmiş 95 km yapmak.. 'Patara 3' tabelasını gördüğümde hemen saptım.. Hava kararmaya başlamıştı ve Kaş'a 40 km daha vardı..

 Patara Köyü 5 yıl once gördüğümle aynı.. Küçük bir turistik köy.. Çok büyük olan antik kentin kalıntılarını korumak için yerleşimin büyümesine izin verilmiyor sanırım.. Medusa Camping'de kaldım.. Çadır 10 lira, kendi çadırını kullanırsan 7 hatta.. 25 yıllık barın arka tarafında çadır ve karavan için bol yer var.. Karanlıkta kendi çadırımı kurmaktansa içinde yatak olan bir çadırda kaldım.. Uzun zamandır bu kadar rahat uyumamıştım.. 

 İşletmecinin arkadaşı Bahattin abi bir önceki gün zorlu yollarda kırılan bagajımı tamir etti.. Kırık bagaj demiriyle Karaağaç'tan Patara'ya kadar gelmişim ve fark etmemişim.. Şimdi eskisi kadar sağlam oldu.. Bu yolculuğu çıkarır en azından.. 

 Sabah erkenden kalkıp Patara'nın o ünlü sahiline gittim.. Müze kartınız ya da 5 liranız yanınızda olsun.. Tüm yol boyunca girdiğim en soğuk denizdi.. Çok sevdim ve öğlen gibi Kaş yoluna çıktım.. 

22 Ağu 2012

Kelebekler Vadi'si 2. Gün ve Kabak'a Geçiş..


 Kelebekler Vadisi'ndeki 2. gecemde George House'ta kaldım.. Aslında sahilden erken çıkıp Kabak Koyu'na geçmem gerekirdi ama çok disiplinsiz bir bisikletçiyim.. Vadi'den tırmandığımda (çok zevkliydi, kesinlikle yapmalısınız..) saat 17:30 olmuştu.. Kabak Köyü 6 km ama aşağı iniş sıkıntılı olacağından Faralya'da kalmaya karar verdim..

 George House hem bungalowların hem de çadır alanlarının olduğu ve aşağı iniş noktasının bulunduğu işletme.. Akşam yemeği ve kahvaltı dahil çadır fiyatı 30 TL.. Çadırımı kurarken kısa süre önce yakınıma çadır kuran çiftin kız olanı bana adımla seslendi aniden.. Eski bir arkadaşımın 7-8 yıl önce belki bir ya da iki kere gördüğüm  kardeşi.. Bir tatlı karşılaşma daha.. Kabak Koyu'ndan geliyorlardı ve gitmememi, çok kalabalık, pahalı ve denizinin pis olduğunu söylediler.. Kendi gözlerimle görmeden olmaz.. 

 Yine çadırımı kurarken hemen yanımdaki bankta oturmuş gün batımının keyfini çıkaran iki Kanada'lı kızla tanıştım.. Cümleye Fransızca başlayıp İngilizce bitirmelerinden tahmin etmiştim.. Araba kiralayıp iki hafta boyunca Türkiye'yi gezeceklermiş.. Birbirlerine söz vermişler, yolculuk boyunca Google kullanmıyorlar.. Akıllarına takılan soruları not edip tanıştıkları insanlara soruyorlar ya da yolculuğun bitmesini bekliyorlar.. Mesela, Leonardo Di Caprio'nun ilk filmi hangisidir?

 Kızlardan biri futbolcuymuş.. Çadır alanındaki boş alanda futbol oynayan iki Türk ve bir İngiliz çocuğa katılıp tek kale maç yaptık.. Daha sonra Callum'un babası ve küçük bir Türk kız da katılınca 3'e 3 tek kale maç yaptık.. Kanada'lı kız futbol tabiriyle ısırıyor.. O nasıl bir hırsla markaj yapmaktır arkadaş.. İki net tekmesini yedim.. 

 Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Kabak Koyu'na geçmeye karar verdim.. 6 km'lik yolda sıkıntı yok.. Asıl sıkıntı Kabak Köyü'nde.. Tüm eşyalar ve bisikletle birlikte köyden aşağı sahile inmek bir mesele.. İnsanları kamyon bozması jiplerle aşağı indirdikleri yol, yüklü bir tur bisikletiyle inmek için çok da uygun değil.. Yarısını bisikletin üzerinde yarısını da elde inmek zorunda kaldım.. 

 Burada her zamankinden biraz daha fazla kalmayı planlamıştım hep.. Öyle de yapacağım sanırım.. Buradaki hikayeleri bir sonraki postta anlatacağım artık.. 

21 Ağu 2012

Ölüdeniz - Kelebekler Vadisi.. İnsanlar..


 Aslında bir önceki günkü planım Kelebekler Vadisi'ne ulaşmaktı ama Dalyan'dan geç çıktığım için Ölüdeniz'e vardığımda gün batıyordu.. O yüzden geceyi Ölüdeniz'de geçirdim.. 

 Ertesi sabah erkenden kalkıp iyi bir kahvaltı etmek istedim ama tek bulabildiğim minibüslerin oradaki sandviç yapan marketti.. Ama burada da yine biriyle tanıştım.. Eski bir voleybolcu olan İlknur arkadaşlarıyla Kelebekler Vadisi'nde buluşacaktı ve gezi teknesinin kalkmasını bekliyordu.. Her gittiğim yerde yeni insanlarla tanışıyorum ve artık bunu her geçen gün daha kolay yapıyorum.. 

 Yola çıkarken minibüsçülere sordum.. Yine 'Yapma!' dediler.. Yaptım.. 10 km'lik yol yaklaşık 1,5 saat sürdü.. Gerçekten zor bir yoldu ama daha zorlarını görmüştüm.. Ayrıca harika Ölüdeniz ve Akdeniz manzaralarının tadını çıkardım.. Yanımdan geçen arabalardaki insanların bazen korna bazen de bizzat seslenerek verdikleri destekler benim için çok değerli.. Ne kadar zorlanırsam zorlanayım bu destekler daha fazla pedallama gücü veriyor.. 

 Kelebekler Vadisi'ne ulaştığım ve yukarıdan baktığım anda gerçek bir zafer duygusu hissettim.. O manzara en büyük ödüldü.. Bisikletimi ve eşyalarımın büyük bir kısmını George House'ta bıraktım.. Vadiye ve sahile inen patika günler süren bisiklet yolculuğundan sonra bacaklarım için zorlayıcı oldu.. Sahile indiğimde sırılsıklamdım.. Denize girip serinlemek istedim ama bu su çok sıcak arkadaş.. Serinleyemiyorsun.. Sadece terlerinden kurtuluyorsun.. 

 Sahilde güneşlenirken, arı soktuğu için ayağı bandajlanan ve arkadaşları tarafından terkedilen İspanyol Lucia sigara için yanaştı.. 15-20 kişilik bir grup, yat kiralayıp gelmişler.. Bir kısmı şelaleyi görmeye gitmiş diğerleri de denizde keyif yapıyor.. Garibim sıkıntıdan patlıyordu.. Bir saatten fazla da onunla sohbet ettik.. Denizin kenarına oturup tek ayağı havada serinlemeye çalışıyordu.. :))

 Sahil tek bir işletmenin elinde.. Çadır için 45 lira istiyorlar.. Akşam yemeği ve kahvaltı bu fiyatın içinde.. Kendi çadırını da kursan aynı parayı istiyorlar.. Aslında hava o kadar sıcak ki konaklama dert değil.. Herkes sahilde açıkta yatıyor zaten.. İstenen ücret yemekler ve tuvalet, duş gibi hizmetler için.. 

 Ben çadırımı kurup gün batımını izlerken tek başına gezen sırt çantalı bir kadın işletmecilerle sorun yaşamaya başladı sahilde.. Sorun açıktı.. Hatun işletmeye para vermemek, sahilde kafasına göre takılmak istiyordu ama işletmeciler güvenlik gerekçesiyle (aslında tuvaletlerini, duşlarını kullandırmamak için) buna izin vermek istemediler ve kadını jandarma çağırmakla tehdit ettiler.. 

 Merih, haklarının farkında olan, gerektiği zaman da bu tip sorunlarla mücadele gücüne sahip bir kadın.. Kesinlikle geri adım atmadı.. 'Sahili satamazlar, burası halka açıktır.. Çadırımı kurmadığım, işletmelerinin sınırına girmediğim sürece burada bana kimse karışamaz.' Türkçe öğretmeni, 30 yaşında bir aktivist..

 Akşam yemeğinden sonra kendisine katıldım.. Tatil amaçlı gelen, kamp yerinde akşam yemeğine makyaj yapıp en güzel elbiseleriyle gelen kadınlarla bir arada olmaktansa sahilde yıldızların altında sessizce vakit geçirmek en güzeliydi yine.. Hem de edebiyat, felsefe ve psikoloji hakkında uzun uzun sohbet edebileceğin birine denk gelmek değerli bir şanstı..

 Bu tur boyunca ilk defa burada gece karanlığında denize girdim.. Sabah da uyanır uyanmaz denize girip güneşin tepelerin ardından doğuşunu soğuk suyun içinde karşılamak.. Gidin yapın.. Anlatamam.. Güneşin neden hayat ve varoluşla bu kadar özdeşleştirildiğini en iyi hissettiğim yerlerden biri oldu Kelebekler Vadisi.. 


Dalyan - Ölüdeniz..


Dalyan - Ölüdeniz, 76 km.


 Dalyan'da geçen üç gece dinlendiriciydi.. Tekrar yola çıktığımda yolu özlediğimi gördüm.. Göceğe kadar oldukça düz bir yolda sürdüm bisikletimi.. Göcek tüneline girmeme izin vermediler.. Ben de tünelin üzerinden tırmanmak zorunda kaldım..

 Altından tünel geçen tepeye tırmanmak çok da zor değildi.. Çıktığımda yol kenarında dinlenen bir bisikletli gördüm.. Ama bu adam bir tur bisikletçisi değildi.. Gerçekten parası olmadığı için bisikletle Fethiye'ye iş için giden biriydi.. Eski ve kötü durumda bir dağ bisikletiyle gitmeye çalışıyordu ve rampaları çıkamadığı için yürüyordu.. Cebindeki son beş liranın üçünü patlayan tekerleğini tamir ettirmek için harcamıştı.. Çeşmelerden ve benzin istasyonlarındaki bedava verilen çaylardan sağlıyordu sıvı ihtiyacını.. Bir süre birlikte sürdük.. Yokuşlardan ellerini bırakarak son derece süratli inebiliyordu.. Pek bir şeyden korkusu varmış gibi gözükmüyordu.. Fethiye'nin rampalı yollarına girdikçe geride kalmaya başladı.. Sorunlu olan vitesleriyle tırmanamıyordu.. Bana saçma sapan takıntılarımı, gereksiz beklentilerimi unutturdu, en azından bir süre..

 Fethiye'de bildiğin İstanbul trafiği var.. Bisikletle trafiğe takıldım resmen.. Ben de kısa bir meyve suyu molasından sonra hemen yola çıktım.. Yol sorduğum taksiciler 'Yapma, çıkamazsın..' dediler.. Tabii ki çıktım.. Ölüdeniz'e inen çok dik ve uzun yolu bir de trafik içinde inmek zorluydu.. Dikkat etmek lazım.. 

 Ölüdeniz yine çok kalabalıktı, çoğunlukla yabancılar.. Tam da bayram tatiline denk geldiğim için her yer hatta gökyüzü bile insan doluydu.. İnsanlar özellikle gün batımını gökyüzünde izlemek için geç saatlerde yamaç paraşütü yapmayı tercih ediyorlar.. Sugar Camping'de kaldım.. Karavan, çadır, bungalow.. Lagüne kıyısı olan geniş bir arazi.. Çadır 15, yemekler ve içecekler pahalı.. 

 Yolun üzerinde bir çok soğuk çeşme bulunan, hem düzlükleri hem de zorlayıcı iniş çıkışları olan güzel bir bisiklet günüydü.. İsmini sormadığım, aklıma geldiği halde fotoğrafını da çekmediğim bisikletli arkadaş uzun uzun düşünmeme neden oldu.. Eğitimsiz, belki de kafası gidik bir arkadaştı.. Ama gerçekti.. Onunki gerçek bir mücadele, hayatta kalmak için..

17 Ağu 2012

Dalyan..


 Dalyan'ın kendine özgü bir doğal yapısı var.. Köyceğiz Gölü, Dalyan Boğazı ve kanallarla Akdeniz'e bağlanıyor.. Labirent gibi olan ve 'Arapçatlatan' olarak da anılan bu kanallarda sadece tecrübeli kaptanlar yollarını bulabiliyorlar.. 5 km uzunluğundaki İztuzu plajını baştan sona gidip geldim.. Issız plajda Caretta caretta'ların yumurta bıraktıkları delikleri görebiliyorsunuz.. Sülüngür Gölü gün batımında harika bir manzaraya sahip.. Çamur banyosu da yapılabilecek eğlenceli etkinliklerden biriymiş ama ben gitmedim.. 


 Şehir merkezi küçük bir Marmaris ya da Kuşadası gibi.. İnsanların neredeyse tamamı başta İngilizler olmak üzere yabancı.. Ama ortam daha büyük olan o kentlerdeki gibi rahatsız edici değil.. Çok sakin bir kasaba.. Tek problem sanki oruç tutuyormuş gibi top patlayınca birden saldırıya geçen sivrisinekler.. Tedbirinizi alın.. Kollektif saldırıyorlar.. :))

 Dalyan'da kaldığım hostel İztuzu yolu 2. km'deki Bahaus Resort Hostel.. Benim şimdiye kadar bildiğim hostel kavramının dışında özellikleri var.. Çok güzel düzenlenmiş bir alanda havuzu, bir çok salondan daha fazla ekipmanlı açık spor alanı ve voleybol sahası var.. Fiyatı da diğer Bodrum ve Marmaris'te kaldığım klasik hostellerden çok az daha pahalı.. Yani hem hostel havasını yaşayıp başka gezginlerle tanışmak hem de konforlu tatil köyü gibi bir yerde kalmak adına ucuz ve harika bir yer.. 

 'Ben çadırımda kalmak istiyorum.' diyenler ise Sülüngür Gölü'nün kenarındaki Ekin Camping'de gecesi 10 liraya kalabilirler.. 

 Ankara'daki ev arkadaşlarımdan Bora yıllarca yaz aylarında Dalyan'a gelerek müzik yapardı.. Ben de buraya geldiğimde yıllardır görmediğim adamı arayıp kalacak yer, gezilecek noktalar konusunda fikir danışmak istedim.. 'Antalya'dayım, yarın oraya geliyorum, bir yere ayrılma.' dedi.. Eski günleri yad ettik, yeni günler konusunda birbirimize ilham vermeye çalıştık.. 


 Burada kaldığım iki günde hostelden plaja toplamda 40 km yol yaptım.. Bunları da hesaba katarsak 850'yi geçtim herhalde.. O dört haneli büyülü rakama az kaldı..

15 Ağu 2012

Marmaris - Dalyan..


 Marmaris'ten Dalyan'a gezi teknesi ile geçtim..


 Gece çok geç saatte yatmış olmama ve alarmı kurmamış olmama rağmen 08:30'da uyandım.. Çok saçmaladığım bu gecenin pişmanlığıyla hemen Marmaris'ten ayrılmaya karar verdim.. Yarım saat içinde çantalarımı toplayıp bisiklete bağladım..

 Çok büyük olan gezi teknesinde benim gibi tek başına seyahat eden Burak ile tanıştım.. Burak tatilini Marmaris'te geçiriyordu ve gezi tekneleri ile etrafı keşfediyordu.. İstanbul'da bir kitapçıda çalışan Burak'la başta Oğuz Atay'dan 'Tutunamayanlar' olmak üzere bir çok kitap üzerine konuştuk.. Hayata bakış, anlayış ve yaşayış hakkında uzun sohbetlerimiz oldu.. Öyle ki tekne gezisinden ayrıldı ve İztuzu plajında benimle birlikte kaldı.. Dalyan'a kanal tekneleriyle birlikte geçip yemek yedik ve kara yoluyla geri döndü.. Dinlenme ve gezme günümde bana çok iyi bir arkadaş oldu.. 



 Tekne gezisinde rehberlik yapan, bana yolculuğum konusunda yardımcı olan ve kendini Joseph diye tanıtan Yusuf abi mavi yengeçleri tanıtırken..


 Çalışanlar kaplumbağları bize göstermek için yengeç ödülüyle yüzeye çıkarttılar..


 Adam kayaları oydurup mezar yaptırmış kendine..


 Bisikleti yanımda taşıdığım bir dinlenme günü oldu açıkçası bugün.. Dalyan yine çok sayıda yabancı turistin olduğu bir yer ama görece çok sakin.. Akşamları sivrisinek saldırılarına karşı hazırlıklı olmak gerekiyor.. Bu gece yine hostelworld.com'dan bulduğum Bahaus Resort Hostel'de kalıyorum.. Değişik bir hostel anlayışı buradaki.. Küçük bir tatil köyü gibi.. Havuzu falan var..

 Bir sonraki durağıma uzun ve yorucu bir sürüş yapacağım, söz veriyorum.. :))



Bozburun - Marmaris..


  Bozburun - Marmaris, 50 km..


 Bozburun'dan ayrılmak kolay bir şey değil.. Yolun çağırdığı ise aşikar.. Yarımadayı tam olarak dolaşmak adına Söğüt, Bayır ve Osmaniye köy yollarını seçtim.. İyi ki de öyle yapmışım.. Harika dağ, vadi, deniz ve orman manzaralarıyla ödüllendirildim.. Size sadece bir tane..

İnek çıkabilir, üzerinize koşabilir de..
 Çam ormanlarıyla dolu yarımadanın yolları ıssız.. Şartlar zor değil.. Orta derecede zorlayıcı oldu diyebilirim benim için.. Söğüt köyü ağaçlar içinde, uzaktan seçilmesi zor.. Bayır köyü ise gerçekten bayırlı.. Çukura kurulmuş köye iniş ne kadar tatlıysa çıkış da bir o kadar zor.. Ama sonundaki iki tarafı çam ağaçlı yol için her şeye değer.. Yalnız bu yollarda gölgenin tadını çıkarmak için mola vermek biraz riskli.. Çok fazla arı var ve dost canlısı değiller.. 

 Osmaniye'den sonra yol artık bol inişli.. Hatta İçmeler'e inen dağ yolu şimdiye kadar gördüklerimin en uzunu ve iniş açısından risklisi.. Virajlar çok keskin ve yol çok bozuk.. Dikkat etmek gerekiyor..

 Dağın tepesinden aşağı baktığımda iki bisikletlinin zorlanarak yukarı çıktıklarını gördüm.. Biraz aşağıda karşılaştık..


 Çağatay ve Defne Marmaris yakınlarındaki otellerinde durunamayan İzmir'li bir çift.. Arabalarını, bisikletlerini taşımak için kullanıyorlar.. Tatil için gittikleri yerleri bisikletleri ile keşfediyorlar.. Akşam Marmaris'te sahilde yine onlarla karşılaştım.. Yemeklerini sahilde yemiş gecenin tadını çıkarıyorlardı.. 15-20 dakikalık bir sohbetten sonra onları yalnız bıraktım.. Onları son gördüğümde bisikletleri ile birlikte sahilde yatıyorlardı.. Hayatlarına sahip çıkan, doya doya yaşamaya çalışan insanları görmek ne kadar güzel.. 

 Maltepe Pansiyon'da kaldım.. hostelworld.com aracılığıyla bulduğum bir pansiyondu.. Tam bir hostel olmasa da güzel bir yer.. Özellikle kedisi Nuriye çok komik.. Ekmek yiyen bir dev o.. (Üzgünüm fotoğraf çekmek her zaman aklıma gelmiyor, gidip bakacaksınız..)

 Marmaris tahmin edebileceğiniz gibi.. Yabancılarla dolu kocaman bir turist şehri.. Herşey satılık.. Tek başına gezinen bir adam ise hoş karşılanmıyor, ancak idare ediliyor.. Gece kendimi biraz bozdum, kabul ediyorum.. Sabah 09:30'da Dalyan gezi teknelerinin kalktığını öğrendim..