Yol boyunca Bozcaada'ya hiç gitmemiş bir çok insanla tanıştım.. O yüzden 'Bozcaada'yı anlatmaya gerek yok, çok popüler bir yer.' diyemeyeceğim..
Bir kere ana konumuzdan fazla uzaklaşmadan hemen belirteyim, ada bisikletle gezmek için çok uygun bir yer.. Kadın erkek fark etmez, herkes keyifle adada bisiklet sürebilir.. Kendini yormamak adına iki güne yayılan bir program yaparak adanın neredeyse her tarafını bisikletle gezebilirsiniz..
Bozcaada denilince akla ilk gelen şarap sanabilirsiniz.. Ama bir bisikletçinin şaraba ulaşmak için rüzgarla mücadele etmesi gerekiyor önce.. Rüzgar sen güzelsin, iyisin, hoşsun da.. Neyse, sana alışmak, kabullenmekten başka seçenek olamaz.. Doğanın sert yüzü rüzgar..
Ada Camping'e yerleştikten sonra yemek için çadırımdan aşağı inerken çadırlarının başında yemeğe hazırlanan 3 bisikletçi gördüm.. Onur ve Mustafa İstanbul'dan bisikletlerini otobüse atıp adaya gelmişler.. Asıl planları güneye doğru yola devam etmekmiş.. Ama adada takılıp kalmışlar.. Ada'nın böyle bir etkisi olabiliyor..
Diğer bisikletçi ise Polat.. Polat çok iyi bir kampçı.. Kap kaçağı hazır, yemeğini, kahvesini kendi pişiriyor.. 6 yıllık Trek'iyle bazı turlar da yapmış.. Benzer hikayelerimiz ve bakış açılarımız vardı, dolayısıyla birlikte bisiklet sürmekten keyif aldık..
Polat'la bu yolculuğumun sonunda karşılaştım.. Başında olmasından daha iyi oldu gibi geliyor bana.. Bu tip tesadüfleri seviyorum.. Çok sohbet ettik ve bilmediğim şeyler öğrendim.. Bilmediklerimi öğrenmek, özümsemek için daha çok uzun süre yolda olmam gerektiği konusunda ikna oldum..
Hikayeleri olan bir adasın sen Bozcaada.. Her sene daha fazla lüks araba inse de o feribotlardan sen benim adamsın ve her zaman ilham ve şevk veriyorsun.. Bir sonraki görüşmemize kadar kendini çok da yalnız hissetme..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder