31 Tem 2012

İzmir'de Bir Gece..


  İnternetteki işleri kolayca halletme ve konfor arzusuyla bir otele yerleştim İzmir'de.. İnternet bağlantısındaki sıkıntılardan dolayı çok zaman kaybettim ve pişman oldum o kadar para verdiğime ama bu gecikme güzel bir tanışma ve tatsız bir olayın yaşanmasına vesile oldu anlatmadan duramam..

  İzmir'deki en favori restoranıma gittim ve daha oturmadan yemeklerini bitirmiş olan iki yabancıyı fark ettim.. Hemen masalarının yanında da hem önce hem de arkada heybeleri olan bir bisiklet.. Hemen yanaştım tabii tanışmak üzere.. Eskiden olsa yarım saat düşünürdüm masalarına gitmek için ve o sırada onlar kalkar giderdi..  Neyse, Almanlarmış ve çok güzel İngilizce konuşuyorlardı.. Özellikle bisikletçi olan Florian.. Florian Almanya'dan İstanbul'a 4000 km. bisikletle gelmiş.. Arkadaşı uçakla İstanbul'a gelip ona katılmış ve otobüsle İzmir'e gelmişler.. Birkaç gün Türkiye'de birlikte gezdikten sonra Florian Kapadokya-Trabzon rotasıyla Türkiye'yi geçip ardından İran ve Pakistan'dan geçip Hindistan'a ulaşmayı hedefliyor.. 1-2 günlük turlarla başlamış bisiklete ve bir Fas turu yapmış bundan önce.. 26 yaşındaki Florian şimdi de en uzun yolculuğuna başlamış ve anlatırken gözleri parlıyor.. Kendi internet sitesinden yolculuk videolarını ve hikayelerini takip edebilirsiniz.. http://www.onemanonebikeoneworld.com/ 

  'Peki neden İzmir'e geldiniz?' diye sorduğumda cevapları çok netti : 'İzmir'in kızları güzel diye duyduk..' 'Doğru duymuşsunuz..' dedim.. 'Askerliğimi burada yaptım ve çarşı günlerim hayatımın en zor günleriydi..' 

  'Nerede kalacaksınız, ayarladınız mı bir yer?' diye sordum.. Florian, Couchsurfing (gezginlerin birbirlerine konaklama, rehberlik gibi yardımlarda bulunduğu gönüllü bir hareket diyeyim kısaca, buradan inceleyiniz http://www.couchsurfing.org ) üyesiymiş ve İzmir'de biriyle buluşacaklarmış, haber bekliyorlardı.. Evinde kalacakları kızı arayıp benden de buluşacakları yer konusunda kızla konuşup yardımcı olmamı istediler.. Kız çok soğuk bir tonda isteksiz konuştu telefonda.. İzmir'lilerin en popüler buluşma noktası olan Alsancak'taki Sevinç Pastanesi'nin önünde buluşmak üzere sözleştik.. 

  Florian ve arkadaşını (adamın ismini sormamışım, bisikleti yok diye dışlamışım resmen, çok ayıp..) kısa bir yürüyüşle buluşma noktasına götürdüm ve beklemeye başladık.. Telefon geldi.. Arayan Deniz'di.. Ev sahibi kız.. Florian telefonu bana uzattı, benimle konuşmak istemiş ama sonra vazgeçti ve bana 'Telefonu tekrar arkadaşa verir misin?' dedi.. Sesinin tonundan ben bazı şeyleri anlayabiliyorum.. Florian ile konuşmaya başladılar.. Florian'ın yüzünde şaşkınlık ifadeleri sıralandı.. Benimle yeni tanıştıklarını ve bisikletçi olduğumu, turda olduğumu anlatıyordu kıza.. Kızın derdini çok net anlamıştım.. Evet anlayışlıyım, hmm hmm çok anlayışlıyım.. Florian telefonu kapattığında hiçbir şey anlamamış bir yüz ifadesi vardı.. 'Seninle burada ayrılmamızı ve Starbucks'a gitmemizi istiyor.' dedi.. 'Telefondaki sesinden bile anlamıştım, tamam.' dedim.. 'Neden ki?' diye sordu Florian.. 'Bilmiyorum.. Anlayamıyorum da.. Yaklaşık 30 yıldır bu kadınların arasındayım ama ben bazı şeyleri hiç anlayamıyorum, o yüzden anlatamam, siz de anlamaya çalışmayın, sadece keyfinize bakın, sana iyi yolculuklar, sana da iyi tatiller, tekrar görüşmek üzere..'

  Çok kız tarafından reddedildim.. Bu konuda tecrübeliyimdir ve evet bir çoğu da benim kabahatimdir.. Ama bu sefer kendimi aştım, rekor kırdım diyebilirim.. Yüzünü bile görmediğim bir kadın, kendisine bir şey teklif etmememe rağmen beni reddetti.. Sanırım ben bazen her şeyi anlayamıyorum.. Aklıma Fethiye, Marmaris, Alanya gibi tatil beldelerinde 10 kelime Rusça, Almanca ya da İngilizce ile turist kadınların peşinden koşan ve bu konuda başarıya (!) ulaşan yurdum delikanlıları geldi.. Onlardan biriymişim gibi davranıldı bu gece bana.. Ben bazı şeyleri kafama fazla takıyorum.. Çok üzülüyorum.. 'Ulan sen kaç paralık kızsın, ben sırtında Dostoyevski'yi Nietzsche'yi taşımaktan imtina etmeyen, kendini yollara vurmuş bir gezginim, senin az keyifli sohbetine mi kaldım, sen bu güne kadar ne yaptın da bana 'yapışkan' bir adam muamelesi yapıyorsun yüzüme bile bakma cesareti gösteremeden..' diyemedim ya la..

  Yardım etmek güzeldir.. Hem yardım edilen kişinin işi görülür hem de yardım eden kendini daha çok sever, gülerek yürür sokaklarda.. Hele bir de yardım isteyen kişi bir gezginse ben kendimi durdurmam.. İnsanlara 'Merhaba' demek, ismiyle hitap etmek için adını sormak medeniyettendir, insan olduğumuzdandır.. Ama ne zaman nasıl bir insanla karşılaşacağınızı, benim örneğimde yüz yüze bile gelemesek de, bilemiyorsunuz..

  Kusura bakmayın.. Bu da böyle bir post olsun.. Yolculuk devam ediyor.. Şu an Urla'dayım.. Harika bir sahil cafesi.. Yan masadaki 40 yaşlarındaki dört Sex and the City kadının muhabbetiyle eğleniyorum.. Bugünün ayrıntıları bir sonraki postta olacak.. Akşama Çeşme..

30 Tem 2012

Üçüncü Gün.. Foça-İzmir..


  Foça - İzmir 67 km..



 Yalçın abi de benim gibi yol anlatmayı hatta bunu çizerek yapmayı seviyor ve sabah hiç üşenmeden 06:30'da kalkarak haritamı çizdi ve beni yolcu etti.. 

 Yolun doğuya doğru olan ilk kısmı yine rüzgara karşı ve zordu.. Ama günün geri kalanında Gediz havzası ve deltasının düzlüklerinde son derece zevkli bir yolculuk yaptım..





 Öğlene doğru sıcak saatleri hem dinlenip hem de merak ettiğim yerleri görmek için İzmir Kuş Cenneti ve Doğal Yaşam Parklarını gezdim.. Kuş cennetini fazla gezemedim, görevliler aslında Kasım-Aralık-Ocak gibi kış aylarında çok değişik türlerde kuş gözlemlenebileceğini söylediler.. Doğal Yaşam Park'ında ise hayvanların birçoğu sıcaktan bunalmış halde ağaç gölgelerinde pineklemelerine rağmen iyi vakit geçirdim..






 Karşıyaka'ya kadar olan yol tamamen düz.. Hızla yol alınıyor.. Karşıyaka'daki uzun sahil parkına vardığımda belediyenin halka sunduğu bisiklet hizmetini gördüm ve hemen soruşturdum.. O noktadan Doğal Yaşam Parkına kadar sahilden 16 km'lik bir parkur hazırlamışlar ve isteyen ücretsiz olarak bu yolda bisiklet sürebiliyor.. 

 Askerliğimi İzmir'de yapmıştım ama Karşıyaka'yı görmemiştim.. Bir süre orada vakit geçirdikten sonra vapurla Konak'a geçtim.. Çaysız, simitsiz ve martısız 20 dakikalık bir vapur yolculuğu.. Ben bazı şeyleri anlayamıyorum.. 

 Yarın Çeşme yolunda olacağım.. Tabii önce ıspanaklı boyoz.. :))

Fokai 2. Gün..


  Foça'daki dinlenme günümde Yenifoça yolu üzerindeki Mersinaki koylarını keşfe çıktım.. İngiliz Burnu ve ardından gelen koyların hemen hepsinde campingler var fakat bunlar bildiğimiz campinglerden çok yerel halkın yazı geçirmek için kurduğu çadır kentlere benziyor.. Şimdiye kadar gördüğüm tüm Ege'de bu tip manzaralara rastlamak mümkün.. Yani gidip aralarına çadır kurduğunuzda garip bir durum ortaya çıkıyor çünkü tam bir aile ortamı hakim.. Ama deniz ve güneş keyfini engelleyecek hiç birşey yok.. 

  Bir ara Foça'dan İzmir yarımadasının ucundaki Karaburun'a kalkan gemileri kullanmayı düşündüm ama Salı gününe kadar beklemem gerekiyormuş.. Ayrıca Karaburun'dan İzmir-Çeşme yoluna giden yolun aşırı iniş çıkışlı ve keskin virajlı olduğunu birçok farklı kişiden duydum.. İzmir'liler o yolda araba kullanmaktansa Foça'ya gelip buradan gemiyle geçiyorlarmış karşıya.. O yüzden yolculuğuma Karşıyaka üzerinden İzmir'e girerek devam etmeye karar verdim..

Karaburun ve Mordoğan'a gemi seçenekleri var..
 Pansiyonda yemek yedikten sonra çarşıya inmek üzere dışarı çıktığımda Yalçın abi bir anda odasından çıktı ve 'Fotoğraf makinen var mı?' diye sordu.. 'Var, odada..' dedim.. 'Hemen al gel.' dedi.. Alıp geldiğimde arabasının içinden bana korna çalıyordu.. Atladım ve Foça'ya yukarıdan bakan bir noktaya gittik.. Hem gün batımını izledim hem de Foça'yı bir de tepeden sevdim.. Yalçın abi eskiden Foça'nın imar işlerinde söz sahibi bir konumdaymış.. Foça sanki kendi çocuğuymuş gibi onunla övünüyordu.. Onun yanında başka bir kasaba ya da beldenin ismini anmak gerçekten tehlikeli.. Çok yükseliyor bir anda.. :))





 Yalçın abinin yanı sıra zamanımın bir kısmını geçirdiğim Ehlikeyf cafenin işletmecisi, Jason Statham'ın ikizi arkadaşla da güzel muhabbettimiz oldu.. Bisikletimi kendi elleriyle uygun bir yere park etti ve yollar konusunda faydalı bilgiler verdi.. Muhabbet güzel ama fiyatlar biraz tuzlu.. Tam gezi yazarı oldum.. :))

 Tourist Information'da çalışan Deniz ve köpeği Bruno'yu da atlamayayım.. Karaburun gemilerini sormak için girdiğim kulübeden de eğlenceli bir muhabbet çıktı.. Sanırım iletişim becerilerim gelişiyor.. :))

  İngiliz bisikletçi bir çiftle karşılaştım ama konuşamadık bir türlü.. Ya İngilizce bilmiyorlar ya da gördüğüm en soğuk insanlardı.. 

 Sabah 06:00'da kalkacağım için geceyi fazla uzatmadım.. Önünden her geçişimde en az 30 kişilik sıralara şahit olduğum dondurmacıda bir dondurma yiyip gizemini çözmeye çalıştım ama pek de bir muhteşemlik sezemedim.. Foça'nın taş evleriyle geceyi sonlandırdım..


29 Tem 2012

İkinci Gün..


  Sabaha kadar oturmak aslında bir bisiklet gezgininin yapmaması gereken bir şey.. İyice dinlenip ertesi güne hazırlanmak gerekir.. Ama başınıza ne geleceğini bilemiyorsunuz ve ben Çandarlı'daki arkadaşlarımla güzel bir gece geçirdim..

  Ertesi gün yola çıkmadan önceki zamanımı Çandarlı'nın gündüzünü keşfetmek ve soğuk denizinin keyfini çıkararak değerlendirdim.. 15:30 gibi Foça'ya gitmek üzere yola çıktım.. Arkadaşlarım güzel bir kahvaltı-öğle yemeğinden sonra beni uğurladılar..

Çandarlı çıkışındaki Yalnız Çeşme..
  İzmir yoluna çıkana kadarki bölüm yokuş aşağı giderken bile durduran bir rüzgara karşıydı ve zorlayıcıydı.. Ama otoyolda rüzgarı da arkama alınca süratli bir şekilde Aliağa'ya vardım.. Saat yedi olmuştu ve Foça'ya 40 km. daha vardı.. Bazen inat edebiliyorum.. Yola devam ettim..

 Foça sapağına kadar oldukça hızlı gidebildim.. Sapağa vardığımda mola yapmaya karar vermiştim ve sapar sapmaz otobüs durağına yanaştım.. Güzel bir sarışın oturmuş Foça minibüsü bekliyordu.. Yanına yaklaşıp park ettiğim sırada bana gülümsediğini fark ettim.. 'İlginç, neden gülüyor ki, normalde böyle yapmaz kadınlar, yabancı herhalde..' diye düşünürken bana adımla seslendi.. O anda ben de onu tanıdım.. Neredeyse 8-9 yıldır görmediğim Ankara günlerinden bir arkadaşımdı..

Aslında benim de onun fotoğrafını çekmem gerekirdi tabii..

 Biraz sohbetten sonra minibüsü geldi.. Benimse 26 km daha yolum vardı.. Karanlığa kalacağım kesindi.. Yol genel olarak düzgün ve genişti.. Son 1,5-2 saatimi tam karanlıkta geçirdim.. Kafa fenerimi ters takarak arkadan gelen arabaların dikkatini çekmeye çalıştım.. Cumartesi gecesine denk geldiği için Foça'ya doğru akan yoğun bir trafik vardı.. 22:30 gibi Foça'nın güzel gecesine giriş yaptım ve kendime bir pansiyon buldum.. Motorcu Yalçın abinin pansiyonu.. Bizim Ev.. Gezginleri seven adam bir başka oluyor..

 Çandarlı - Foça  75 km. 10 saat..



  Foça'da fazladan bir gece kalacağım.. İlk iki günde kendimi biraz fazla zorladığımı hissediyorum.. Şimdi yakındaki koyları keşfetmeye çıkıyorum..

Voodoo bebekleri..


  İlk gecemde bir önceki postu gönderdikten sonra sahilde Çandarlı gecesini keşfetmek için yürürken bir hediyelik eşya dükkanının önünden geçiyordum ve üç çift meraklı gözün beni izlediğini fark etim.. Çok geçmeden içlerinden biri bisikletini atlayıp bana yetişti ve hemen kendini tanıttı.. Kalacak yerim olup olmadığını sordu.. Ben de pansiyonlara fiyat sorduktan sonra nerede kalmaya karar vereceğimi söyledim.. İstersem onlarla kalabileceğimi söyledi Ersin (kır saçlı olan).. Dükkanlarının arka bahçesindeki bir odada kalıyorlardı ve bahçelerinin çadırımı kumam için uygun olduğunu söyledi.. Tabii ki kabul ettim.. Yolculuğun bir amacı ve güzelliği de bu değil mi zaten.. Yeni insanlarla tanışmak..

  Saat bir gibi dükkanı kapattıktan sonra sabah 04:30'a kadar bahçelerinde sohbet ettik.. İlk gecemden böyle güzel insanlarla tanışmak yolculuğun devamı için de cesaretlendiriciydi.. İzmir'li arkadaşlardan Ersin uzun zamandır ticaret işleri kovalıyor.. Ozan ses mühendisliği okumuş ama o da artık ticaretle ilgilenmeye başlamış ve Ersin'le birlikte bu işe girmiş.. Kız arkadaşı İlay'da el işleri ile uğraşıyor ve onlara yardımcı oluyor.. Çok güzel bir kasaba olan Çandarlı'da hem paralarını kazanıyorlar hem de sıcaktan bunalınca sadece 20 metre uzaktaki soğuk denize atlıyorlar.. Kulağa hoş geliyor..




27 Tem 2012

Birinci Gün..



  Bugün ilk olarak Dikili'ye varmayı istiyordum.. Tahminimden kısa sürede, yaklaşık 3 saatte, Dikili'ye vardım.. Yolun dümdüz ve kaliteli olması bunda etkili oldu.. Uzun süre sahilde zaman geçirdim, denize girdim vs.. Ama bu kadar kısa bir sürüş beni kesmedi ve Çandarlı yoluna çıkmaya karar verdim.. İki seçenek vardı.. İç kesimlerden kısa olan yol ve sahilden giden uzun ama güzel manzaralı, keyifli yol.. Hangisini tercih edeceğimi kestirmek zor değil..


  Sahil yolunda ilk önce Bademli Köy'ünden geçiyor yol.. Sahilden biraz içeride kalan güzel bir köy.. Karşılıklı iki kahvehanesi var.. Klasik..


  Sahile doğru gidip durumu kontrol edeyim dedim.. Sıra sıra campinglerin olduğu güzel bir sahili var ama deniz için aynısını söyleyemeyeceğim.. Belki de bugün öyleydi bilemiyorum.. Campinglerden birinde 'Genç Muhalefet' isimli grubun organize ettiği bir haftalık bir festival vardı.. Ülkenin çeşitli yerlerinden gelen üniversite gençliğinin oluşturduğu kalabalık bir gruptu..

  Sonra ben Çandarlı yolunu buldum ve günün en zor kısmı başladı.. Evet manzara harikaydı ama iniş çıkışlar birçok kez mola vermeme sebep oldu.. Zor bir parkur.. Tercih ederken dikkate almak lazım.. Bademli çıkışındaki balıkçı barınağının ayrı bir güzelliği var.. Gidin görün.. Fotoğrafla yansıtamazdım o hayalleri.. Belki bir gün..

  Zorlu iniş çıkışlardan sonra, bu arada inişler de bir o kadar zor çünkü ilk defa bu kadar yüklü bisiklet sürüyorum ve kontrolde zaman zaman sıkıntı yaşanabiliyor, Çandarlı sahiline indim ama merkeze 2 km daha var, o kadar kolay değil.. Merkeze vardığımda hava artık kararmıştı.. Sahilde yemek yerken denize girmek üzereyken mayosuyla yanıma gelen bisikletçi geceyi sahilde çadırda geçirmem konusunda tavsiyede bulundu.. Bu satırları yazdığım barda hala nerede geceyi geçireceğime karar vermiş değilim..

  Yolda bir tek bir de üçlü bisikletçiyle karşılaştım.. Üçlünün ikisiyle konuştuk.. Önden giden müzik dinlediği için tüm ıslıklarımızı cevapsız bıraktı ve yola devam etti.. Arkadaşlarının arkasında olmadığını görünce şaşırmış olmalı.. Ya da çok hızlıyım diye övünmüş olabilir.. İzmir-Çanakkale turu yapıyorlarmış..

  Dikili çıkışında zıpkınla avlanmak için uygun bir yer arayan adamla karşılaştım..

  Bademli çıkışındaki balıkçı barınağında balıkçılar ve tesadüfen hemen benim arkamdan barınağa gelen MHP Balıkesir milletvekiliyle sohbet ettim.. Artık benim de bir milletvekili tanıdığım var.. :)) Balıkçılar milletvekili gittikten sonra 'gerçi sen sola yakınsındır ama yolun açık olsun'dediler.. 'çok iyi gözlem yapıyorsun vesselam..' dedim..

  Kangalı beni tehdit eden Diyarbakırlı bekçiyle biraz konuştum.. Ve şu an aklıma gelmeyen başkaları..

  Çok uzun yazdım.. Böyle olmayacaktı aslında, daha çok video düşünüyordum ama aktarım konusu biraz sıkıntılı olacak gibi.. Neyse bakalım.. Zamanla oturur.. En sevdiğim sözlerden biri de 'Kervan yolda düzülür..' bu günlerde..


  Yarın yola çıkacak mıyım? Hele bir yarın olsun bakarız.. :))



  Ayvalık - Çandarlı  71 km.